Gazze’de ateşkes sonrası “barış” söylemiyle kurulan uluslararası yapı, Filistin iradesini dışlayan, Batılı elitler, milyarderler ve özel sermayenin belirleyici olduğu yeni bir fiili yönetim modeli tartışmasını beraberinde getirdi.
Eklenme: 17.01.2026 19:11 | Güncelleme: 17.01.2026 19:17Beyaz Saray, Gazze’de aylar süren yıkımın ardından bölgenin yönetimi için “Gazze Barış Kurulu” adını taşıyan yeni bir mekanizmanın kurulduğunu duyurdu.
ABD Başkanı Donald Trump’ın himayesinde şekillenen bu yapı; eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, Trump’ın damadı Jared Kushner ve küresel özel sermaye temsilcilerinin ağırlıkta olduğu bir kadroyla Gazze’nin savaş sonrası kaderini belirlemeyi hedefliyor. Ancak Filistinlilerin karar süreçlerinden dışlanması, bu oluşumun bir “barış kurulu”ndan çok uluslararası bir manda yönetimi niteliği taşıdığı yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.
Washington’un “istikrar” ve “yeniden inşa” söylemiyle sunduğu Gazze Barış Kurulu, sağlık, enerji, su, eğitim ve güvenlik gibi hayati alanlarda tam yetkiyle donatıldı. Beyaz Saray, Kosova ya da Bosna benzeri bir uluslararası yönetim tanımından özellikle kaçınsa da kurulun öncelik belirleme, bütçe denetleme ve aktör koordinasyonu yetkileri fiilen Gazze’nin yönetimini yabancı bir merkeze bağlıyor.
On yıllık süreçte 30 milyar doları aşması beklenen yeniden yapılanma fonlarının tamamının bu yapı üzerinden yönlendirilmesi planlanıyor. Bu durum, Filistin kurumlarının devre dışı bırakıldığı, kararların Washington, Londra ve küresel finans merkezlerinde alındığı yeni bir düzen anlamına geliyor.
Kurulun bileşimi, eleştirilerin merkezinde yer alıyor.
Jared Kushner, Trump’ın damadı ve “Yüzyılın Anlaşması”nın mimarı olarak yeniden sahneye çıktı. Daha önce Gazze’yi bir gayrimenkul ve yatırım alanı olarak ele alan projeleriyle gündeme gelen Kushner’in dönüşü, Gazze’nin ticari bir projeye dönüştürülmek istendiği yorumlarını güçlendirdi.
Tony Blair, Irak ve Afganistan işgallerinin siyasi mimarlarından biri olarak Filistinliler nezdinde güvenilirliği tartışmalı bir isim. Blair’in kurulda yer alması, Batı merkezli vesayetçi diplomasi eleştirilerini yeniden alevlendirdi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise Türkiye’nin Gazze’de arabulucu ve insani aktör olma stratejisinin kilit ismi olarak öne çıkıyor. Ankara, bu süreçte altyapı, insani yardım ve diplomatik denge rolünü güçlendirmeyi hedefliyor.
Kurulda yer alan Apollo Global Management CEO’su Marc Rowan ve Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, Gazze’nin yeniden inşasında özel sermayenin belirleyici olacağını açıkça ortaya koyuyor.
Planlanan model; kamu-özel iş birlikleriyle 10 ila 20 milyar dolar arasında yatırımın mobilize edilmesini, projelerin ise 15–25 yıllık geri dönüş süreleriyle işletilmesini öngörüyor. Eleştirmenlere göre bu yaklaşım, Gazze’yi halkın değil fonların önceliklerinin belirlediği bir “ekstrem özelleştirme laboratuvarı”na dönüştürme riski taşıyor.
Barış Kurulu’na paralel olarak “Gazze Yürütme Kurulu” oluşturuldu. Bu yapıda Türkiye, ABD, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Mısır’dan üst düzey siyasi ve güvenlik yetkilileri ile uluslararası kurum temsilcileri yer aldı.
Ayrıca geçiş sürecini yönetmek üzere “Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi” kuruldu ve başkanlığına Filistin Yönetimi’nin eski Planlama Bakan Yardımcısı Dr. Ali Şaat getirildi. Ancak komitenin yetkilerinin Barış Kurulu’nun gölgesinde kalacağı, gerçek karar alma mekanizmasının bu yapıda olmayacağı değerlendirmesi öne çıkıyor.
Sahadaki koordinasyonu sağlamak üzere eski BM Orta Doğu Özel Temsilcisi Nickolay Mladenov, “Gazze Yüksek Temsilcisi” olarak atandı. Mladenov’un görevi, Barış Kurulu ile yerel yapılar arasında irtibat sağlamak olarak tanımlansa da, bu rolün sahada fiili bir genel valilik işlevi göreceği yönünde yorumlar yapılıyor.
ABD Başkanı Trump, Barış Kurulu’nun kurucu başkanı sıfatıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı kurucu üye olmaya davet etti. Türkiye ve Mısır’ın sürece dahil edilmesi bölgesel gerçeklikle uyumlu bulunurken, Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin davet edilmesi dikkat çekti.
Gazze’de hiçbir etkisi bulunmayan Milei’nin, katliam sürecinde açık şekilde İsrail’i desteklemiş olması, bu tercihin siyasi ve ideolojik saiklerle yapıldığı yönündeki eleştirileri güçlendirdi.
Gazze Barış Kurulu, adında “barış” ifadesini taşısa da; yapısı, aktörleri ve yetki alanlarıyla Filistin halkının karar süreçlerinde belirleyici olmadığı, dış güçlerin ve küresel sermayenin yön verdiği yeni bir yönetim düzenine işaret ediyor. Bu nedenle bugün İslam dünyası kamuoyunda yüksek sesle sorulan soru giderek netleşiyor:
Gazze’de kurulan bu yapı, gerçekten adil ve kalıcı bir barışın zemini mi olacak, yoksa savaşla yıkılan topraklarda yeni bir dış vesayet düzeninin kalıcılaşmasının mı önünü açacak?