News-1

Gündem

Dünya Savaşa mı Zorlanıyor: Epstein Belgeleri İran'a Saldırının İşaret Fişeği mi?

ABD’de Jeffrey Epstein soruşturmasına ait milyonlarca sayfalık arşivin meydana getirdiği siyasi sarsıntı henüz dinmemişken, İran’a yönelik askeri hazırlıkların hızlanması Washington’da dikkatleri tek bir soruya çevirdi: İçeride sıkışan iktidar, dışarıda kriz mi üretiyor? Uzmanlara göre iki gelişmenin aynı dönemde tırmanması tesadüf olmaktan çok, ABD siyasetinin bilinen bir refleksine işaret ediyor.

Eklenme: 02.02.2026 16:27
Bu Haberi
Paylaş

Adalet Bakanlığı’nın kamuoyuna açtığı 3 milyondan fazla sayfa belge, binlerce video ve on binlerce fotoğraf, sıradan bir ceza dosyasının çok ötesine geçmiş durumda.
Arşivde teknoloji milyarderlerinden hanedan mensuplarına, finans çevrelerinden eski ve mevcut siyasetçilere kadar geniş bir elit ağının yer alması, dosyayı doğrudan bir “siyasi risk haritasına” dönüştürdü. Washington’da bu tür dosyalar yalnızca mahkemelerde değil, güç mücadelelerinde de kullanılıyor.
Uzmanlara göre burada belirleyici olan hukuki sonuçtan çok itibar baskısı. Suç isnadı olmasa bile, bir ismin böyle bir arşivde geçmesi bile siyasi kariyerler üzerinde yıkıcı etki bırakabiliyor.
Bu nedenle Epstein belgeleri artık adli değil, doğrudan politik bir mesele olarak görülüyor.

TRUMP DOSYALARIN GÖLGESİNDE

ABD basınında Donald Trump’ın adının belgelerde çok sayıda kayıtta yer aldığına ilişkin haberler, seçim sürecine giren Beyaz Saray için ciddi bir baskı başlığı oluşturdu.
Doğrudan bir suçlama bulunmasa da siyasi atmosfer açısından bu durum bir kırılganlık anlamına geliyor. Analistlere göre böyle dönemlerde liderler savunmaya çekilmek yerine gündemi sertleştirerek kontrol etmeyi tercih ediyor.
Başka bir ifadeyle, iç baskı arttıkça dış politika daha agresif bir dile kayıyor.

İRAN CEPHESİNDE ASKERİ HAZIRLIK

Tam da bu atmosferde ABD’nin Orta Doğu’daki askeri hareketliliği hız kazandı.
Wall Street Journal’a konuşan yetkililer, İran’a yönelik askeri seçeneklerin masada tutulduğunu, bölgeye Patriot ve THAAD hava savunma sistemleri sevk edildiğini ve operasyonel kapasitenin artırıldığını bildirdi. Beyaz Saray’ın “daha kararlı planlar” talep ettiği yönündeki bilgiler de bu tabloyu pekiştirdi.
Diplomatik mesajların ötesine geçen bu adımlar, fiili bir askeri hazırlık olarak değerlendiriliyor.
Zamanlama ise soru işaretlerini büyütüyor.

“DİKKAT DAĞITMA” TARTIŞMASI ANA AKIMA TAŞINDI

İran’a yönelik sertleşen söylem, yalnızca muhalif çevrelerde değil, ana akım medyada da “gündem değiştirme” tartışmasını tetikledi.
The Guardian’ın başyazısı, Trump’ın İran’a dönük sert çıkışlarının Epstein dosyalarından kamuoyunun dikkatini çektiğini yazdı. Democracy Now!’da Amy Goodman, İran’a yönelik bombardıman tehdidinin iç krizleri gölgeleme amacı taşıyıp taşımadığını açıkça sorguladı. Yazar Froma Harrop ise bunu “dikkat dağıtma stratejisi” olarak tanımladı.
Bu yorumların ortak noktası net: Dış tehdit dili, iç siyasi hasarı perdelemenin en hızlı yolu.

TARİHSEL REFLEKS: İÇ KRİZDE DIŞA DÖNÜK SERTLEŞME

Siyaset bilimciler, ABD tarihinde benzer örneklerin sıkça görüldüğüne dikkat çekiyor. İçeride skandal ve meşruiyet krizleri büyüdüğünde, dış politikada sert hamlelerin devreye girmesi neredeyse bir alışkanlık haline gelmiş durumda.
Kamuoyu, etik tartışmalar yerine “ulusal güvenlik” başlığına odaklanıyor. Liderler eleştirilen siyasetçiler olmaktan çıkıp “kriz yöneten komutanlara” dönüşüyor. Bu da siyasi baskıyı geçici olarak azaltıyor.
Dolayısıyla bugün yaşanan tablo, birçok uzmana göre bir tesadüf değil, tekrar eden bir siyasi davranış kalıbı.

ASIL RİSK: SİYASİ HESAPLARIN JEOPOLİTİK BEDELİ

Ancak bu stratejinin ciddi bir maliyeti var.
İran’a yönelik olası bir askeri müdahale, yalnızca iki ülke arasında sınırlı kalmayabilir. Bölgedeki vekil güçlerin, İsrail-Lübnan hattının, Körfez ülkelerinin ve küresel aktörlerin devreye girmesiyle çatışma hızla genişleyebilir. Bu da enerji piyasalarından küresel güvenliğe kadar zincirleme sonuçlar doğurabilir.
Başka bir ifadeyle, Washington’daki iç siyasi hesaplar Orta Doğu’da gerçek bir savaşa dönüşebilir.

TESADÜF DEĞİL, SİYASİ BİR DESEN

Epstein dosyaları ile İran gerilimi arasında doğrudan bir nedensellik kanıtlanmış değil. Ancak iki sürecin eş zamanlı ilerlemesi ve dış politika söyleminin sertleşmesi, ABD siyasetindeki bilindik bir deseni hatırlatıyor: İçeride sıkışan iktidar, dışarıda kriz üretir.
Bugün Washington’da görülen tablo tam olarak bu zincire uyuyor.
Bu nedenle mesele yalnızca bir skandal ya da yalnızca bir güvenlik başlığı değil. Mesele, iç politik baskının küresel veya bölgesel sonuçlar doğurabilecek askeri hamlelere dönüşme ihtimali.
Ve bu ihtimal, yalnızca Amerikan siyasetini değil, bölgesel ve küresel istikrarı da doğrudan ilgilendiriyor.