ABD Enerji Bakanı Christopher Wright’ın Karakas ziyareti, Maduro’nun ABD tarafından alıkonulmasının ardından Venezuela’nın enerji politikasında “radikal” bir yön değişikliğine gidildiği yorumlarını güçlendirdi. Ziyaretin, petrol akışı ve yaptırım/finans kanalları gibi başlıklarda yeni bir dönemin habercisi olduğu belirtilirken, “İsrail işgal rejimine ham petrol sevkiyatı” iddiası ise tartışmaların merkezine yerleşti.
Eklenme: 13.02.2026 12:15 | Güncelleme: 13.02.2026 14:35ABD’nin 3 Ocak’ta Venezuela’ya yönelik müdahalesiyle Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun alıkonulmasının ardından en üst düzey temas, ABD Enerji Bakanı Christopher Wright’ın Karakas ziyareti oldu. Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez’in Wright’ı Miraflores’te ağırlaması, “enerji egemenliği” vurgularına rağmen ülkenin hidrokarbon politikasının Washington ekseninde yeniden dizayn edildiği eleştirilerine yol açtı.
Ziyaretin petrol akışı, üretim altyapısı ve ABD’li şirketlerin sahadaki varlığı üzerinden “radikal değişiklik” anlamına geldiği ifade edilirken, bazı kaynakların gündeme taşıdığı “İsrail işgal rejimine yıllar sonra ilk ham petrol sevkiyatı” iddiası da krizi büyüttü; Karakas yönetimi ise bu iddiayı “sahte” diyerek yalanladı.
Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez, resmi temaslar kapsamında ülkeye gelen ABD Enerji Bakanı Christopher Wright ile başkent Karakas’ta görüştü. Miraflores Başkanlık Sarayı’ndaki kabulde, PDVSA Başkanı Hector Obregon Perez ve Venezuela’nın ABD nezdindeki diplomatik temsilcisi Félix Plasencia’nın da yer aldığı bildirildi.
Saraydan yapılan açıklamada, görüşmenin “Bolivarcı ulusun enerji egemenliği” ve “tarihsel ikili ilişkiler” çerçevesinde ele alındığı belirtilse de, temasın zamanlaması ve içeriği farklı yorumlara neden oldu. Zira Wright’ın ziyareti, Maduro’nun alıkonulmasının ardından Karakas-Washington hattındaki en üst düzey görüşme olarak kayda geçti.

Görüşmede, Venezuela’nın geniş rezervleri ve mevcut altyapısı üzerinden “hidrokarbonların güvenli tedariki” ve “bölgesel enerji piyasasını istikrara kavuşturacak diyalog” vurguları öne çıkarıldı. Wright’ın ayrıca ABD’li petrol şirketi Chevron’a ait bir işleme tesisini ziyaret etmesinin beklendiği, bunun “teknik operasyonları yerinde inceleme” ve ülkede faaliyet göstermeyi sürdüren ABD’li şirketlerle bağları güçlendirme amacı taşıdığı aktarıldı.
Bu tablo, Venezuela enerji politikasının “egemenlik” söyleminden çıkarılıp fiilen ABD enerji güvenliği, şirket çıkarları ve bölgesel arz planlaması ekseninde yeniden düzenlendiği eleştirilerini beraberinde getirdi.
Maduro’nun alıkonulduğu gün yapılan ve sonrasında yaşanan sürecin bu değerlendirmeyi doğruladığı ileri sürülen analizlerde, operasyonun “içeriden destek olmadan” bu ölçekte başarılamayacağı savunuldu. Değerlendirmelerde; hedefin yalnızca Maduro olduğu bir senaryoda güvenlik refleksi yüksek bir ülkede koruma zincirinin aşılması, savunma sistemlerinin devre dışı kalması ve operasyon sonrası devlet mekanizmasının “büyük ölçüde yerli yerinde” çalışmayı sürdürmesinin, “tesadüf” diye geçiştirilemeyeceği iddia edildi.
Bu çerçevede, daha önce bazı uluslararası yayınlarda “Maduro sonrası senaryo” tartışmalarının dolaşıma sokulduğu; geçiş sürecinde Delcy Rodriguez’in öne çıkacağı, Meclis Başkanı Jorge Rodriguez’in temas trafiğinin bu çerçevede yorumlandığı ileri sürüldü. Yine bazı değerlendirmelerde, ABD tarafının “istikrar” gerekçesiyle muhalefet yerine rejim içi aktörleri daha “yönetilebilir” gördüğü iddiası gündeme getirildi.

Süreçte dikkat çeken bir diğer unsur da yemin törenine dair yorumlar oldu: Delcy Rodriguez’in Meclis’te yeminle görevi üstlenmesi “kopuş” değil, “kontrollü geçiş” olarak nitelendirildi; bunun da sahadaki güç merkezlerinin önceden konumlandığı bir senaryoya işaret ettiği öne sürüldü.
Süreçte ABD Başkanı Donald Trump’ın, Venezuela-ABD ilişkilerinin “olağanüstü ilerlediği”, Rodriguez yönetimiyle “çok iyi anlaşıldığı” ve “petrol akışının başlayacağı” yönündeki açıklamaları, Karakas ziyaretine yeni bir boyut kattı. Bu söylem; yalnızca diplomatik normalleşme değil, doğrudan petrol gelirleri, satış kanalları ve uluslararası finans erişimi (yaptırımların pratik sonuçları) üzerinden bir yeniden yapılanma anlamına geldiği gerekçesiyle eleştirildi.

ABD’nin “Venezuela halkına yardım” vurgusuyla sunduğu çerçevenin, sahada enerji kaynaklarının denetimi ve şirketlerin faaliyet alanını genişletme hedefiyle ters yönde ilerlediği iddia edildi. Bu nedenle Wright’ın Karakas teması, “ekonomik kurtarma paketi” değil, “enerji egemenliğinin devri” olarak okundu.
Delcy Rodriguez’in NBC News’e yaptığı açıklamalarda, “Venezuela Cumhuriyeti’nin başında Anayasa’nın belirttiği şekilde ben bulunuyorum” diyerek ABD’nin ülkeyi yönettiği iddialarını reddetmesi, tartışmaları bitirmedi. Çünkü aynı açıklamalarda Rodriguez, Maduro’nun “meşru lider” olduğunu vurgularken, fiilen yönetimin kendisinde olduğunu söylemesiyle çelişkili bir tablo ortaya koydu.

Eleştirel değerlendirmelere göre, ABD’nin “iletişim yoktu, anlaşma yoktu” minvalindeki söylemlerine karşın gelişmelerin sahada tam tersi yönde seyrettiği görülüyor: Maduro devre dışı bırakılıyor, geçiş yönetimi hızla tesis ediliyor, ardından ABD’nin enerji bakanı Karakas’ta sahaya iniyor ve ABD’li şirketlerin tesisleri gündeme geliyor. Bu akış, Washington’un “dışarıdan izleyen” değil, “süreci yöneten” aktör olduğu iddialarını güçlendiriyor.
Rodriguez’in Washington’a gitmeyi “ilişkiler belli bir seviyeye gelince” düşünebileceğini söylemesi de, “eşit egemenlik” söylemiyle bağdaşmadığı gerekçesiyle ayrıca eleştirildi.
Bazı kaynaklar, Venezuela’dan İsrail işgal rejimine yıllar sonra ilk kez ham petrol sevkiyatı yapıldığını ileri sürdü. İddiaya göre sevkiyatın alıcısı, İsrail’deki büyük rafineri şirketlerinden Bazan Grubu’ydu. Ayrıca, kargonun ulaşması halinde bunun 2020 ortalarından bu yana ilk sevkiyat olacağı öne sürüldü.

Ancak Venezuela tarafı bu iddiayı açık şekilde yalanladı. Venezuela İletişim Bakanı Miguel Angel Perez, medyada dolaşan görsel ve başlıkların “sahte” olduğunu belirterek, paylaşılan içeriğin 2009 yılında gerçekleştirilen bir satışa ait olduğunu savundu. Karakas yönetimi böylece “İsrail’e yeniden petrol satışı” anlatısını reddetti.
Bununla birlikte iddianın gündeme gelmesi, “Maduro sonrası enerji rotası” tartışmalarını daha da alevlendirdi. Zira Maduro döneminde petrol satışlarının ağırlıkla farklı pazarlara yöneldiği, son dönemde ise alıcı profilinin değiştiği yönündeki yorumlar, “enerji politikasında radikal kırılma” iddialarını desteklemek için kullanılıyor.