İsrail hükümeti, işgal altındaki Batı Şeria’da aldığı son kararlarla Filistin topraklarının gasbını hızlandıracak ve özellikle El Halil’de yönetimi fiilen devralacak adımlar attı. Kararlar, uluslararası hukuka ve mevcut anlaşmalara aykırı olduğu gerekçesiyle tepki çekiyor.
Eklenme: 17.02.2026 14:50Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail hükümeti, Batı Şeria’daki mevcut idari yapıyı Yahudi işgalciler lehine dönüştürmeyi hedefleyen bir dizi düzenlemeyi onayladı. 8 Şubat’ta alınan kararlarla birlikte Filistin yönetiminin yetki alanına giren bölgelerde İsrail’e bağlı sivil ve askeri birimlerin daha aktif rol üstlenmesinin önü açıldı.
Hükümetin kilit isimlerinden aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, güvenlik kabinesinde yaptığı açıklamada bu adımların “İsrail’in tüm topraklardaki varlığını derinleştireceğini” savundu. Smotrich’in, Filistin Devleti fikrini ortadan kaldırmayı hedeflediklerini açıkça dile getirmesi dikkat çekti.

Kararların en çarpıcı ayağını, işgal altındaki Batı Şeria’nın güneyindeki tarihi Filistin kenti El Halil oluşturuyor. 200 binden fazla Filistinlinin yaşadığı kentte ruhsat ve inşaat yetkilerinin Filistin belediyesinden alınarak İsrail ordusuna bağlı “Sivil İdare”ye devredilmesi kararlaştırıldı.
Ayrıca İsrail’in, El Halil’de kendi kontrolünde “paralel bir belediye” kurarak Siyonist yerleşimcilerin mülk edinme ve tescil işlemlerini bu yapı üzerinden yürütmeyi planladığı bildirildi. Böylece özel arazi alımlarının yasak olduğu Filistin topraklarında, yerleşimcilerin önündeki idari engellerin kaldırılması hedefleniyor.

Filistinli yerel yetkililer, bu adımların Batı Şeria’daki A, B ve C bölgeleri arasında 1995’ten bu yana geçerli olan idari ayrımı fiilen ortadan kaldıracağı görüşünde. İsrail güvenlik kabinesinin, uluslararası anlaşmalara göre Filistin yönetiminin idaresinde bulunan A ve B bölgelerinde de İsrail’e bağlı sivil birimlerin faaliyet göstermesine onay vermesi, işgalin tüm Batı Şeria’ya yayılması anlamına geliyor.
1995 tarihli İkinci Oslo Anlaşması uyarınca Batı Şeria; tamamen Filistin yönetimindeki A Bölgesi, Filistin sivil idaresi ile İsrail güvenlik kontrolündeki B Bölgesi ve tamamen İsrail kontrolündeki C Bölgesi olarak üçe ayrılmıştı. Son kararlarla birlikte İsrail’in yalnızca C Bölgesi’nde değil, Batı Şeria’nın tamamında idari ve askeri müdahale alanını genişlettiği değerlendiriliyor.

El Halil’de bulunan ve Müslümanlar için kutsal kabul edilen Harem-i İbrahim Camisi de alınan kararlardan doğrudan etkilenebilir. 1994 yılında fanatik Yahudi yerleşimci Baruch Goldstein tarafından camide gerçekleştirilen katliamın ardından bölge sıkı askeri kontrol altına alınmıştı. Saldırı sonrası mabed zaman ve mekân bakımından ikiye bölünmüş, bir kısmı sinagog olarak kullanılmaya başlanmıştı.
Son düzenlemeler kapsamında, camiden sorumlu İslami Vakıflar İdaresinin yetkilerinin de İsrail’e bağlı yapılara devredilmesinin gündemde olduğu ifade ediliyor. Bu durumun, kutsal mekânın Filistinli Müslümanlardan daha da izole edilmesine yol açacağı belirtiliyor.

Filistinli yetkililer ve aktivistler, İsrail’in aldığı kararların mülksüzleştirme, zorla tahliye ve yeni yerleşimlerin hızlanması sonucunu doğuracağını savunuyor. Özellikle El Halil’in H2 bölgesinde Filistinlilerin mülklerine erişimin daha da zorlaşacağı, bazı caddelerdeki kısıtlamaların artabileceği ifade ediliyor.
Uzmanlara göre İsrail yönetimi, “kültürel miras”, “arkeolojik alan” ve “çevresel risk” gibi gerekçelerle Filistinlilere ait yapıların yıkımını veya müsaderesini kolaylaştırmayı planlıyor. Bu adımların, Batı Şeria’da fiili ilhak sürecini hızlandırarak iki devletli çözüm ihtimalini daha da zayıflatacağı yorumları yapılıyor.
Alınan kararlar, bölgedeki gerilimi artırırken uluslararası toplumun nasıl bir tutum alacağı merak konusu olmaya devam ediyor.