News-1

Sıcak Bölgeler

İran'dan Körfeze Füze Yağmuru: Misilleme Neden Bölge Ülkelerine Kaydı?

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a başlattığı saldırıların ardından Tahran, misilleme hattını yalnızca İsrail’le sınırlı tutmadı; Katar, BAE, Bahreyn, Kuveyt, Suudi Arabistan, Ürdün ve Umman’daki kritik hedefler de saldırıların odağına yerleşti. Körfez ülkeleri ise hem ABD üslerine ev sahipliği yapmaları hem de savaşın lojistik ve savunma hattında bulunmaları nedeniyle bu gerilimin doğrudan muhatabı haline geldi.

Eklenme: 17.03.2026 15:54
Bu Haberi
Paylaş

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan yeni bölgesel savaş denkleminde, Körfez ülkeleri çatışmanın en sıcak cephelerinden biri haline geldi. İran, “Sadık Vaat 4 Operasyonu” kapsamında yalnızca İsrail’i değil, ABD güçlerinin konuşlandığı ve bölgesel askeri ağın merkezinde yer alan Körfez ülkelerini de hedef aldı. Böylece savaşın coğrafyası genişlerken, enerji tesislerinden hava üslerine, sanayi bölgelerinden sivil yerleşim alanlarına kadar uzanan geniş bir hedef listesi ortaya çıktı.

KÖRFEZ NEDEN HEDEFTE?

Verilen bilgiler, İran’ın saldırılarında Körfez ülkelerini doğrudan savaşın tarafı olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Bunun temel nedeni, ABD’nin bölgedeki askeri varlığının büyük ölçüde bu ülkelerdeki üsler üzerinden şekillenmesi. İran, ABD ve İsrail’in kendisine yönelik saldırılarına misilleme yaparken, Washington’un bölgesel askeri konuşlanmasını da hedef tahtasına yerleştirdi.

Bu çerçevede Katar, Bahreyn ve BAE gibi ülkeler yalnızca coğrafi yakınlıkları nedeniyle değil, aynı zamanda ABD hava ve deniz unsurlarına ev sahipliği yapmaları nedeniyle ön plana çıktı. İran’ın açıklamalarında BAE’deki Dafra hava üssü ile Bahreyn’deki Cufair deniz üssü ve Şeyh İsa hava üssünün hedef alındığının özellikle vurgulanması da bunun en açık göstergesi oldu.

KATAR CEPHESİNDE ALARM ÜSTÜNE ALARM

Katar, son günlerde İran saldırılarının en görünür hedeflerinden biri oldu. Katar Savunma Bakanlığı, ülkeyi hedef alan ikinci füze dalgasının başarıyla engellendiğini duyurdu. Açıklamada, silahlı kuvvetlerin Katar’a yönelik ikinci füze saldırısını önlediği belirtildi ancak saldırının kaynağına ilişkin ayrıntı verilmedi.

Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Dr. Macid el-Ensari ise İran’ın saldırılarında sivil bölgelerin hedef alınmadığı yönündeki iddiaları açık biçimde reddetti. El-Ensari’ye göre saldırılar Ras Laffan’daki LNG tesislerini, Mesaieed’deki sanayi kompleksini, Hamad Uluslararası Havalimanı’nı ve yerleşim alanlarını hedef aldı. Doha’da basın toplantısının hemen ardından hava saldırısı alarmlarının çalması ve savunma sistemlerinin müdahalesiyle patlama seslerinin duyulması, tehdidin boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Katar makamları, ülkeye bugüne kadar 166 balistik füze, 75 insansız hava aracı ve 2 Su-24 savaş uçağıyla saldırı düzenlendiğini açıkladı. Doha yönetimi, saldırıların temposu düşmüş görünse de kesintisiz sürdüğünü vurgularken, bu şartlarda herhangi bir arabuluculuk sürecinin de gerçekçi olmadığını belirtti.

BAE VE BAHREYN ABD ASKERİ VARLIĞI NEDENİYLE ÖN PLANA ÇIKTI

İran’ın saldırı zincirinde en fazla etkilenen ülkelerden biri BAE oldu. BAE Savunma Bakanlığı, saldırıların başlangıcından bu yana 285 balistik füze, 15 seyir füzesi ve 1567 İHA’ya müdahale edildiğini açıkladı. Dün gün boyunca da İran’dan fırlatılan 7 balistik füze ile 27 İHA’nın engellendiği bildirildi. Ülkedeki saldırılarda 6 kişinin hayatını kaybettiği, 141 kişinin yaralandığı bilgisi paylaşıldı.

Bahreyn de İran’ın yoğun hedef aldığı ülkeler arasında yer aldı. Bahreyn Genelkurmay Başkanlığı, İran saldırılarının başlangıcından bu yana ülkeyi hedef alan 125 füze ve 203 İHA’nın hava savunma sistemlerince etkisiz hale getirildiğini açıkladı. Daha önce yapılan bir başka açıklamada ise 121 füze ve 193 İHA’nın imha edildiği bildirilmişti. Bahreyn yönetimi, sivil yerleşim yerleri ve özel mülklerin balistik füze ve İHA’larla hedef alınmasını uluslararası insancıl hukukun ve BM Şartı’nın açık ihlali olarak niteledi.

İRAN’IN MESAJI: SADECE İSRAİL DEĞİL, BÖLGESEL ASKERİ HAT DA HEDEFTE

İran Devrim Muhafızları Ordusu, “Sadık Vaat 4 Operasyonu”nun 55. dalgasında İsrail ve ABD hedeflerine yeni saldırılar düzenlendiğini açıkladı. Açıklamaya göre ağır savaş başlıklarına sahip Fettah, İmad ve Kadir füzeleri ile hedef odaklı Fatih, Zülfikar ve Dezful füzeleri kullanıldı; ayrıca insansız hava araçları da devreye sokuldu. İran, Tel Aviv’de askeri havacılık silah üretim merkezleri ile hava yakıt ikmal destek merkezlerine başarılı saldırılar yapıldığını öne sürerken, BAE ve Bahreyn’deki ABD üslerinin de hedef alındığını duyurdu.

Bu tablo, İran’ın misillemesini sadece doğrudan saldırıyı gerçekleştiren ülkelere değil, o saldırının bölgedeki askeri altyapısını taşıyan merkezlere yönelttiğini gösteriyor. Körfez ülkeleri bu nedenle İran açısından yalnızca komşu devletler değil; ABD’nin operasyonel kapasitesinin, hava savunma ağının ve lojistik derinliğinin parçası olarak görülüyor.

YEDİ ARAP ÜLKESİNE EN AZ 917 SALDIRI

Verilen bilgilere göre İran, 28 Şubat’tan bu yana çoğunluğu Körfez bölgesinde yer alan 7 Arap ülkesindeki ABD üsleri ve kritik noktalara en az 917 füze saldırısı gerçekleştirdi. Bu tablo, misillemenin sınırlı ve sembolik değil, uzun soluklu ve çok katmanlı bir bölgesel baskı stratejisine dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Kuveyt, İran saldırılarının başlangıcından bu yana 251 balistik füze ve 472 İHA’nın engellendiğini açıkladı. Suudi Arabistan en az 19 füze ve 249 İHA saldırısına maruz kaldığını duyurdu. Ürdün ordusu, ülkeye yönelen 60 füze ve 59 insansız hava aracından 108’inin imha edildiğini bildirdi. Umman Sultanlığı ise 16 İHA ile hedef alındığını açıkladı.

ENERJİ, LOJİSTİK VE GÜVENLİK MERKEZLERİ RİSK ALTINDA

Saldırıların hedef seçimine bakıldığında İran’ın yalnızca askeri üsleri değil, enerji ve lojistik altyapıyı da baskı altına almaya çalıştığı görülüyor. Katar’da LNG tesislerinin ve sanayi komplekslerinin anılması, Körfez’deki enerji güvenliğinin de artık savaşın ayrılmaz parçası haline geldiğini gösteriyor. Hamad Uluslararası Havalimanı gibi sivil ve stratejik merkezlerin tehdit altında olduğuna ilişkin açıklamalar da savaşın ekonomik ve ticari damarları hedef alan bir niteliğe büründüğünü ortaya koyuyor.

Bu durum, Körfez ülkelerinin neden doğrudan muhatap haline geldiği sorusunun ikinci cevabını oluşturuyor: Bu ülkeler yalnızca ABD üslerine ev sahipliği yapmıyor, aynı zamanda küresel enerji akışı, hava trafiği ve bölgesel ticaretin de merkezi konumunda bulunuyor. İran’ın bu merkezleri tehdit ederek hem askeri hem ekonomik baskı üretmeye çalıştığı anlaşılıyor.

KATAR’DAN AVRUPA’YA YAKINLAŞMA MESAJI

Kriz derinleşirken Katar, Avrupa’nın sunduğu savunma desteğini öne çıkardı. El-Ensari, Fransa, İtalya, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerin yer aldığı ortak Katar-Avrupa filosunun ülkenin savunma kapasitesine katkı sunduğunu belirtti. Doha yönetimi, yaşananların Avrupa ile savunma ve güvenlik ortaklıklarında önemli artışın zeminini hazırladığını savundu.

Bu vurgu, Körfez ülkelerinin İran saldırılarını yalnızca geçici bir askeri tehdit olarak değil, uzun vadeli güvenlik mimarisini değiştirecek bir kırılma olarak gördüğünü gösteriyor. Saldırılar durmadığı sürece diplomasinin işlemesinin zor olduğunu söyleyen Katar, mevcut tabloda önceliğin arabuluculuk değil savunma olduğunu açık biçimde ilan etmiş oldu.

BÖLGESEL SAVAŞTA YENİ EŞİK

İran tarafı, savaşın başından bu yana ABD ve İsrail’e ait 500 askeri noktaya saldırı düzenlediğini, 60 stratejik hedefin vurulduğunu ve 700’den fazla İHA kullanıldığını açıkladı. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise Tahran’ın bölge ülkeleriyle iyi komşuluk ilişkilerini savunduğunu, ancak bunun ABD ve İsrail’in saldırılarına karşı kendini savunma hakkını ortadan kaldırmadığını söyledi.

Ancak sahadaki gelişmeler, bu “savunma hakkı” söyleminin pratikte Körfez ülkelerini de savaşın doğrudan hedefi haline getirdiğini gösteriyor. Çünkü İran’ın misilleme stratejisinde Körfez, yalnızca coğrafi çevre değil; ABD’nin bölgesel askeri düzeninin taşıyıcı zemini olarak görülüyor. Bu nedenle Katar’dan Bahreyn’e, BAE’den Kuveyt’e kadar uzanan hat, artık İran-ABD-İsrail geriliminin yan cephesi değil, ana çatışma alanlarından biri haline gelmiş durumda.