İran, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin işgal rejimi İsrail’in düzenlediği saldırıda hayatını kaybettiğini resmen duyurdu. Açıklamada Laricani’nin oğlu, yardımcısı, Konsey Sekreterliği çalışanları ve bazı korumalarının da aynı saldırıda öldüğü belirtilirken, Hamas da taziye mesajı yayımlayarak saldırıyı tüm bölgeyi hedef alan bir suç olarak niteledi.
Eklenme: 18.03.2026 13:24İran, uzun süredir ülkenin dış politika ve güvenlik mimarisinde öne çıkan isimlerden Ali Laricani’nin hayatını kaybettiğini resmen açıkladı. İran devlet televizyonunda yayımlanan açıklamada, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Laricani’nin sabah saatlerinde düzenlenen saldırıda öldüğü bildirildi.
Saldırıda Laricani’nin oğlu Murteza, yardımcısı Alirıza Beyat, Konsey Sekreterliği çalışanları ve birkaç korumasının da yaşamını yitirdiği ifade edildi. Böylece işgal rejimi İsrail’in İran’daki üst düzey isimleri hedef alan saldırılarında en dikkat çeken kayıplardan biri resmiyet kazanmış oldu.
İran devlet televizyonu tarafından yayımlanan resmi açıklamada, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin sabah saatlerinde düzenlenen saldırıda hayatını kaybettiği bildirildi. Açıklamaya göre Laricani, saldırı sırasında yalnız değildi.
İran makamları, Laricani ile birlikte oğlu Murteza’nın, yardımcısı Alirıza Beyat’ın, Konsey Sekreterliği çalışanlarının ve birkaç korumasının da öldüğünü açıkladı. Bu açıklama, işgal rejimi İsrail’in İran’ın karar alma mekanizmasını doğrudan hedef aldığı yönündeki değerlendirmeleri daha da güçlendirdi.
Ali Laricani’nin; oğlu, yardımcısı ve birkaç korumasıyla birlikte, Tahran'da kızının evinde İsrail savaş uçaklarının saldırısı sonucu öldüğü bildirildi. https://t.co/Sep7kgssb5 pic.twitter.com/06DYEz5CpD
— Afroasya Today (@afroasyatoday) March 17, 2026
Ali Laricani’nin ölümü, sıradan bir suikast ya da münferit saldırı olarak değil, İran devlet yapısının kritik halkalarından birine yönelik doğrudan bir darbe olarak değerlendiriliyor. Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, İran’ın dış politika, savunma ve stratejik güvenlik başlıklarının şekillendiği en önemli kurumlardan biri olarak biliniyor.
Laricani’nin bu kurumun başındaki isim olması, saldırının sembolik ve stratejik etkisini daha da artırdı. Aynı saldırıda yardımcı kadroların ve güvenlik personelinin de hayatını kaybetmesi, hedefin yalnızca bir kişi değil, karar alma çevresi olduğunu ortaya koydu.
Hamas da Ali Laricani’nin ölümü üzerine yazılı bir taziye mesajı yayımladı. Açıklamada, işgal rejimi İsrail’in İran’a yönelik devam eden saldırılarının yalnızca İran’ı değil, tüm bölgeyi hedef alan bir suç niteliği taşıdığı vurgulandı.
Mesajda, başkent Tahran’da düzenlenen “hain saldırı” sonucu Laricani’nin, oğlunun ve beraberindeki bazı isimlerin hayatını kaybetmesi nedeniyle İran halkına taziyeler iletildi. Hamas’ın açıklaması, saldırının bölgesel yankısının İran sınırlarını aşarak direniş ekseninde daha geniş bir siyasi karşılık bulduğunu gösterdi.

Hamas’ın açıklamasında dikkat çeken bir diğer unsur da saldırıların tüm bölgenin istikrarını tehdit ettiğine dair vurgu oldu. Bu ifade, İran’a yönelik saldırıların artık yalnızca iki taraf arasındaki askeri gerilim olarak değil, Orta Doğu’nun tamamını sarsabilecek bir güvenlik krizinin parçası olarak görüldüğünü ortaya koydu.
Laricani gibi üst düzey bir ismin hedef alınması, zaten tırmanmış olan bölgesel gerilimi daha da derinleştirebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Bu durum, önümüzdeki süreçte İran’ın vereceği siyasi ve askeri karşılığın daha sert olabileceği yorumlarını da beraberinde getiriyor.
Ali Laricani, 1958 yılında Irak’ın Necef şehrinde doğdu. İran’ın Amul kentinden gelen ve dini-siyasi etkisi yüksek bir aileye mensup olan Laricani, küçük yaşlardan itibaren İran siyasetinin merkezine yakın bir çevrede yetişti. Babası Mirza Haşim Amuli, tanınmış bir din alimi olarak biliniyordu. Ailesi, Şah dönemindeki baskılar nedeniyle bir süre Necef’te yaşadıktan sonra 1961’de İran’a döndü.
Laricani, eğitim hayatında da dikkat çeken bir isim oldu. Şerif Teknoloji Üniversitesinde matematik ve bilgisayar bilimi eğitimi aldı, ardından Batı felsefesi üzerine doktorasını tamamladı. Özellikle Immanuel Kant üzerine yaptığı akademik çalışmalar, onu İran siyasetinde alışılmış bürokratik profillerden ayıran unsurlardan biri haline getirdi.
1979’daki İran İslam Devrimi sonrasında Devrim Muhafızları bünyesinde görev alan Laricani, sonraki yıllarda devletin çeşitli kademelerinde önemli sorumluluklar üstlendi. Kültür Bakanlığı yaptı, ardından İran Radyo ve Televizyon Kurumu Başkanlığı görevine getirildi.

2005 yılında Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri olan Laricani, aynı zamanda İran’ın nükleer başmüzakerecisi olarak da görev yaptı. 2007’de bu görevinden ayrılmasının ardından siyasi etkisini kaybetmedi; 2008’de girdiği İran Meclisi’nde uzun yıllar belirleyici roller üstlendi.
Laricani, 2008’den 2020’ye kadar üç dönem boyunca İran Meclis Başkanı olarak görev yaptı. Bu süreçte özellikle İran ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri ve Almanya arasında imzalanan nükleer anlaşmanın Meclis onay sürecinde önemli rol oynadı.
2020’de Meclis Başkanlığı görevinden ayrıldıktan sonra dönemin İran lideri Ayetullah Ali Hamaney tarafından liderlik danışmanı olarak görevlendirildi. 2021 ve 2024 yıllarında cumhurbaşkanlığı adaylığı başvuruları Anayasayı Koruyucular Konseyi tarafından onaylanmadı. Buna rağmen sistem içindeki etkisini koruyan Laricani, Ağustos 2025’te yeniden Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreterliği görevine getirildi.
Ali Laricani, İran’da yalnızca bir bürokrat ya da siyasetçi değil, aynı zamanda devletin stratejik yönelimlerinde sözü geçen etkili bir isim olarak görülüyordu. Özellikle dış politika, nükleer müzakereler ve güvenlik stratejileri konusunda sistemin en deneyimli aktörlerinden biri olarak öne çıkıyordu.

İran siyasetinde köklü etkisi bulunan Laricani ailesinin önde gelen üyelerinden biri olan Ali Laricani’nin, Ayetullah Ali Hamaney’in güvendiği devlet adamları arasında yer aldığı sık sık dile getiriliyordu. Bu yönüyle ölümü, yalnızca kişisel bir kayıp değil, İran devlet aklı açısından da önemli bir boşluk olarak değerlendiriliyor.