Washington’un İran’ın güney kıyıları ve Hark Adası merkezli olası kara senaryolarını tartıştığı bir dönemde, Tahran ada savunmasını güçlendiriyor ve savaşın yalnızca Hürmüz’le sınırlı kalmayacağı mesajını veriyor. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, İran adalarına yönelik herhangi bir işgal girişimine destek veren bölge ülkesinin hayati altyapısının hedef alınacağını söylerken; ABD’nin 82. Hava İndirme unsurlarıyla iki Deniz Piyade Sefer Birliği’ni bölgeye kaydırması Körfez’de yeni ve daha tehlikeli bir eşik oluşturuyor.
Eklenme: 26.03.2026 18:06Washington’un Hark Adası ve İran’ın güney kıyıları üzerinden yeni askeri seçenekleri tartıştığı bir dönemde, Tahran hem ada savunmasını güçlendiriyor hem de savaşın yalnızca Hürmüz’le sınırlı kalmayacağı mesajını veriyor. ABD’nin bölgeye ek hava indirme ve deniz piyade unsurları sevk etmesi, Babülmendep’te yeni bir cephe açılabileceğine dair iddialar ve piyasalarda büyüyen enerji endişesi, krizi askeri olduğu kadar ekonomik bir kırılma noktasına da taşıyor.
İran’ın güney kıyıları, Hark Adası ve Hürmüz hattında yaşanan hareketlilik, savaşın yeni aşamasına dair en kritik işaretlerden biri haline geldi. ABD yönetiminin Hürmüz üzerindeki baskıyı kırmak amacıyla Hark Adası’nı işgal ya da abluka altına alma seçeneklerini değerlendirdiğine dair haberler uluslararası basında öne çıkarken, Tahran da olası bir kara veya amfibi girişime karşı adalarda savunma hazırlığını artırıyor. Aynı zamanda İran tarafı, saldırının yalnızca Körfez’de karşılık bulmayacağını, gerekirse Babülmendep gibi ikinci stratejik boğazların da denkleme girebileceğini ima ediyor.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, İran adalarından birine yönelik işgal hazırlığı bulunduğunu ve bunun bir bölge ülkesinin desteğiyle planlandığını söyledi. Galibaf, İran Silahlı Kuvvetleri’nin tüm hareketliliği izlediğini belirterek, böyle bir girişime destek veren ülkenin hayati altyapısının “aralıksız saldırılarla” hedef alınacağını açıkladı.

Bu açıklama, Tahran’ın yalnızca ABD’ye değil, olası lojistik veya siyasi destek verecek bölge aktörlerine de doğrudan gözdağı verdiğini gösteriyor.
Hark Adası, İran’ın ham petrol ihracatında merkezi rol oynayan stratejik bir enerji terminali olarak öne çıkıyor. ABD, adadaki askeri hedefleri vurduğunu duyururken petrol tesislerini bilerek hedef dışı bıraktı; çünkü ada, İran petrol sevkiyatının çok büyük bölümünü taşıyan ana çıkış noktası niteliğinde. Bu nedenle Hark’a dönük her askeri senaryo, yalnızca İran-ABD gerilimini değil, doğrudan küresel enerji arzı ve petrol fiyatlarını da etkileyebilecek bir adım anlamına geliyor.

İran tarafı ise son günlerde Hark ve çevresindeki ada savunmasını daha görünür biçimde tahkim ediyor. İran Savunma Konseyi, güney kıyılarına ve adalara yönelik bir saldırının deniz mayınlarıyla Körfez geçişlerinin kesilmesine yol açacağını açıkladı. Bu tablo, Hark Adası’nı sadece bir enerji terminali değil, aynı zamanda savaşın yönünü belirleyebilecek ileri savunma hattı haline getiriyor.
Sahadaki askeri tablo da bu sertleşen söylemi destekliyor. Reuters’a göre Pentagon, 82. Hava İndirme Tümeni’nden bin ila 2 bin askeri Orta Doğu’ya sevk etmeyi planlıyor. Bu sevkiyat, daha önce bölgeye yönlendirilen deniz piyade ve amfibi unsurlarla birlikte değerlendirildiğinde, Washington’un yalnızca hava saldırılarıyla yetinmeyip daha geniş operasyonel seçenekleri masada tuttuğunu gösteriyor. Ancak İran topraklarına doğrudan girilmesine ilişkin kesin bir kararın henüz kamuoyuna açıklanmadığı da vurgulanıyor.

ABD açısından Hark Adası seçeneği yalnızca askeri değil, siyasi açıdan da riskli görülüyor. Trump yönetimi, İran’ı Hürmüz’ü açmaya zorlamak için adayı işgal etme veya abluka altına alma seçeneklerini tartıştı. Bu da dosyanın merkezindeki soruyu daha da netleştiriyor:
Washington gerçekten İran toprağına sınırlı da olsa bir kara unsuru indirmeyi düşünüyor mu, yoksa bu ihtimali yalnızca baskı aracı olarak mı kullanıyor?
Sahadaki askeri tırmanış sürerken, perde arkasında diplomatik trafik de tamamen durmuş değil. İran, ABD’nin sunduğu ateşkes planını inceliyor; ancak Tahran doğrudan görüşme yapıldığını reddediyor. Beyaz Saray ise İran’ın anlaşmaya yaklaşabileceği yönünde mesajlar veriyor. Bu çelişkili tablo, savaşın artık sadece askeri baskı değil, aynı zamanda dolaylı müzakere ve psikolojik üstünlük mücadelesi üzerinden yürüdüğünü ortaya koyuyor.

Türkiye’nin İran ile ABD arasında mesaj taşıyan aktörlerden biri olarak öne çıktığını bildirdi. Bu unsur, krizin tamamen kontrolden çıkmasının önüne geçmek için bölgesel arabuluculuk girişimlerinin devrede olduğunu gösterse de sahadaki askeri yığınak ve sert açıklamalar düşünüldüğünde diplomasinin henüz belirleyici bir sonuç üretmediği anlaşılıyor.
Krizin bir diğer belirleyici başlığı Hürmüz Boğazı’nda şekilleniyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ile Uluslararası Denizcilik Örgütü’ne gönderdiği notta, “düşmanca olmayan” gemilerin İran makamlarıyla koordinasyon halinde Hürmüz’den geçebileceğini bildirdi. Bu yaklaşım, Tahran’ın boğazı tamamen kapatmaktan ziyade kendi siyasi ve askeri ölçütlerine göre yeni bir geçiş rejimi oluşturmaya yöneldiğini gösteriyor. Hürmüz’den dünya petrolü ve LNG taşımacılığının yaklaşık beşte birinin geçmesi, bu başlığı küresel ekonomi için hayati kılıyor

İran’da, Hürmüz’den geçen gemilerden geçiş ücreti alınmasına yönelik bir yasa teklifi de gündeme geldi. Böyle bir adım atılması halinde Hürmüz’deki kriz yalnızca savaşın sıcak cephesi olmaktan çıkıp, deniz ticareti ve enerji akışı üzerinde doğrudan etkili yeni bir “boğaz rejimi” tartışmasına dönüşebilir.
Tahran’a yakın çevrelerin dillendirdiği en dikkat çekici başlıklardan biri de Babülmendep ihtimali oldu. Devrim Muhafızları'na yakınlığı ile bilinen Tasnim’e konuşan isimsiz bir askeri kaynak, İran topraklarına veya adalarına saldırı düzenlenmesi halinde Kızıldeniz’in girişindeki Babülmendep hattında yeni bir cephe açılabileceğini söyledi. Bu, savaşın yalnızca Hürmüz Boğazı çevresinde değil, Yemen-Cibuti hattına kadar uzanabilecek ikinci bir deniz baskısı senaryosuna evrilebileceği anlamına geliyor.

Bu iddia bağımsız biçimde teyit edilmiş somut bir askeri adım değil; ancak stratejik etkisi büyük. Çünkü Babülmendep, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan ana geçitlerden biri olarak küresel deniz taşımacılığında kritik rol oynuyor. Hürmüz’e ek olarak bu hattın da tehdit altına girmesi, enerji ve ticaret krizini çok daha geniş bir coğrafyaya yayabilir.
Körfez borsaları gerilerken petrol fiyatları yeniden yükseldi. Dubai ana endeksi yüzde 2,4, Abu Dabi endeksi yüzde 1,3 gerilerken; bölge piyasalarında yatırımcılar askeri tırmanış, ateşkes belirsizliği ve enerji akışına dair riskler nedeniyle daha temkinli pozisyon almaya başladı. Aynı gün Brent petrolü yaklaşık yüzde 2 yükselerek 104 doların üzerine çıktı.
Bu etkinin yalnızca Körfez’le sınırlı kalmadı. Orta Doğu’daki savaş ve Hürmüz’deki belirsizlik, Asya hisse piyasalarında sert satışlara, enerji ithalatçısı ülkelerde acil tedbir arayışlarına ve küresel enflasyon baskısının yeniden güçlenmesine yol açtı. Aynı dönemde petrol fiyatlarındaki aylık artış yüzde 40’ın üzerine çıktı ve bu durum, İran merkezli jeopolitik gerilimin artık doğrudan küresel ekonomik risk başlığı haline geldiğini ortaya koydu.
Petrol şoku, ABD tahvil piyasasında bile oynaklığı artırdı; piyasa aktörleri enerji fiyatlarındaki sert yükselişin faiz beklentilerini bozduğunu ve küresel likiditeyi zorladığını değerlendiriyor. Bu nedenle Hark Adası, Hürmüz ve Babülmendep eksenli gelişmeler artık sadece savaş cephesinin değil, küresel finans sisteminin de yakından izlediği başlıklar arasında yer alıyor.
Ortaya çıkan tablo, İran-ABD geriliminin artık tek eksenli bir çatışma olmaktan çıktığını gösteriyor. Hark Adası’na yönelik olası işgal ya da abluka senaryoları, Hürmüz’de yeni bir geçiş rejimi arayışı, Babülmendep’te ikinci cephe iddiaları ve piyasaları sarsan enerji krizi birlikte düşünüldüğünde, Körfez’deki mücadele askeri olduğu kadar ekonomik, diplomatik ve jeopolitik bir hesaplaşmaya dönüşmüş durumda.
Bu nedenle dosyanın merkezindeki esas soru yalnızca “ABD İran toprağına iner mi?” sorusu değil; aynı zamanda “böyle bir adım dünya enerji ve ticaret düzenini nereye sürükler?” sorusu olarak öne çıkıyor.