İşgalci İsrail’in 2 Mart’tan bu yana sürdürdüğü saldırılar, Lübnan’da milyonları yerinden ederken; altyapının çökmesi, sağlık sisteminin işlemez hale gelmesi ve çocukların eğitimden kopmasıyla derin bir insani krize yol açtı.
Eklenme: 27.03.2026 16:23Lübnan’da 2 Mart 2026’da başlayan ve hızla tırmanan çatışmalar, ülke genelinde geniş çaplı bir insani krize dönüştü.
İşgalci İsrail’in yoğun hava saldırıları ve tahliye zorlamaları sonrasında, resmi ve insani yardım kaynaklarına göre 1 milyondan fazla kişi evini terk etmek zorunda kaldı. Bu sayı, ülke nüfusunun yaklaşık beşte birine karşılık geliyor.
Sahadaki veriler, yerinden edilenlerin yalnızca belirli bölgelerle sınırlı kalmadığını; güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve Beyrut’un güney mahallelerinden başlayarak ülkenin kuzeyine kadar yayıldığını gösteriyor. Yer değiştirme süreci planlı bir tahliyeden ziyade, ani saldırılar ve art arda gelen uyarılar nedeniyle düzensiz ve çok aşamalı şekilde gerçekleşiyor.

Son günlerde Beyrut’un merkezine kadar ulaşan saldırılar, sivillerin sığındığı bölgelerin de hedef haline geldiğini ortaya koydu. Yoğun nüfuslu mahallelerde yaşanan bombardımanlar, daha önce “görece güvenli” kabul edilen alanları da riskli hale getirdi.
Sahadan gelen bilgiler, bazı saldırıların yerinden edilmiş ailelerin kaldığı okul ve barınma merkezlerinin yakınında gerçekleştiğini gösteriyor. Bu durum, sivillerin güvenlik algısını tamamen ortadan kaldırırken, özellikle çocuklar üzerinde kalıcı psikolojik etkiler oluşturuyor.

Yerinden edilen nüfusun önemli bir bölümü, devlet tarafından açılan toplu barınma merkezlerinde kalıyor. Ancak bu merkezlerin büyük kısmı okul binalarından oluşuyor.
Mart ayı ortası itibariyle yüzlerce okulun barınma alanına dönüştürüldüğü, 100 binden fazla kişinin bu merkezlerde kaldığı bildiriliyor. Sınıfların birden fazla aile tarafından paylaşıldığı, temel hijyen ve mahremiyet koşullarının sağlanamadığı bu alanlar, kapasitenin çok üzerinde dolmuş durumda.
Uzmanlar, aşırı kalabalık ve yetersiz altyapının özellikle kadınlar ve çocuklar açısından ciddi güvenlik riskleri doğurduğunu belirtiyor.

Çatışmaların sağlık sistemine etkisi de dikkat çekiyor. Sahadaki raporlara göre, saldırılar sonucu çok sayıda sağlık tesisi hasar gördü veya hizmet dışı kaldı.
-En az 5 hastane ve onlarca sağlık merkezi kapandı
-Sağlık çalışanları hayatını kaybetti veya yaralandı
-Acil sağlık hizmetlerine erişim ciddi şekilde zorlaştı
Ayrıca yakıt sıkıntısı, ulaşımın aksaması ve güvenlik riskleri nedeniyle ambulans hizmetlerinde de aksamalar yaşanıyor. Bu durum, sadece savaş yaralılarını değil; kronik hastaları ve acil müdahale gerektiren vakaları da etkiliyor.
İşgalci İsrail’in saldırılarında köprüler, yollar ve temel altyapı unsurları da hedef alındı. Özellikle güney bölgelerde bazı köprülerin yıkılması, geniş bir bölgenin dış dünyayla bağlantısını kopardı.
İnsani yardım kuruluşları, bu durumun yüz binlerce kişinin yardıma erişimini zorlaştırdığını ve bazı bölgelerin fiilen izole hale geldiğini bildiriyor. Hasar gören yollar ve güvenlik riskleri nedeniyle yardım konvoylarının hareketi de sınırlı kalıyor.

Lübnan zaten yıllardır ağır ekonomik kriz yaşayan bir ülkeydi. Para biriminin büyük değer kaybı, yoksulluğun derinleşmesi ve ithalata bağımlılık, savaş başlamadan önce bile toplumu kırılgan hale getirmişti. Son saldırılar bu kırılganlığı çöküşe çevirdi. Gıda fiyatları yükselirken yakıt maliyetleri sert biçimde arttı; bu da hem ulaşımı hem jeneratör kullanımını hem de su pompalama sistemlerini etkiledi.
Son saha raporları ışığında, gıda ve temel ihtiyaç sepetinin savaşın ilk günlerinde bile belirgin biçimde pahalandığı; akut gıda güvensizliği yaşayan nüfusun zaten 1 milyonu aşan bir düzeyde olduğu belirtiliyor. Su altyapısındaki hasar ve ağır yağışların da etkisiyle toplu barınma alanlarında salgın riski yükselmiş durumda. Açlık, susuzluk ve hijyen eksikliği; çoğu zaman savaş haberlerinin manşetinde görünmese de, Lübnan’daki gerçek insani yıkımın temel katmanını oluşturuyor.
Lübnan’da savaş öncesinde de devam eden ekonomik kriz, çatışmalarla birlikte daha ağır bir tabloya dönüştü.
-Para birimindeki değer kaybı sürüyor
-Yakıt fiyatları hızla yükseldi
-Gıda fiyatlarında artış gözlemleniyor

Krizin etkileri toplumun tüm kesimlerini kapsasa da, bazı gruplar daha ağır sonuçlarla karşı karşıya.
Kadınlar ve çocuklar, aşırı kalabalık barınma alanlarında güvenlik ve mahremiyet sorunları yaşarken; yaşlılar ve engelliler temel ihtiyaçlara erişimde zorluk çekiyor.
Ayrıca Suriyeli mülteciler ve göçmenler, bazı durumlarda resmi yardım sistemlerinin dışında kalabiliyor ve barınma imkanlarına erişimde engellerle karşılaşabiliyor.

Okulların barınma merkezine dönüştürülmesi, eğitim faaliyetlerini de doğrudan etkiledi. On binlerce öğrencinin eğitime erişimi kesintiye uğrarken, alternatif eğitim modelleri sınırlı kaldı.
Uzmanlar, uzun süreli kesintinin özellikle çocuklar üzerinde kalıcı etkiler oluşturabileceği uyarısında bulunuyor.
Sahada faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri, artan ihtiyaçlar karşısında mevcut kaynakların yetersiz kaldığını belirtiyor.
Acil yardım çağrılarında, barınma kapasitesinin artırılması, sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, gıda ve hijyen yardımlarının genişletilmesi gibi başlıklar öne çıkıyor.
Yetkililer, gerekli finansman sağlanmadığı takdirde Lübnan’da insani durumun daha da kötüleşeceği uyarısını yapıyor.

Tüm gelişmelerin ortasında Lübnanlı sivillerin en temel talebi değişmiyor. Güvenli bir şekilde evlerine dönebilmek.
Ancak işgalci İsrail’in saldırılarının devam ettiği, altyapının zarar gördüğü ve güvenliğin sağlanamadığı mevcut koşullarda bu talep kısa vadede karşılık bulmuş görünmüyor.
Lübnan’da yaşananlar, yalnızca askeri bir çatışmanın değil; aynı zamanda derinleşen bir insani krizin sahadaki yansıması olarak öne çıkıyor.