İşgal rejimin İsrail’in 28 Şubat’tan bu yana savaş bahanesiyle Mescid-i Aksa’yı ibadete kapalı tutması, Kudüs’te ibadet özgürlüğü krizini daha da derinleştirdi. Türkiye ile birlikte 8 ülkenin dışişleri bakanları ortak açıklamayla bu uygulamayı en güçlü şekilde kınarken, Filistin tarafı da Birleşmiş Milletler’e başvurarak Kudüs’teki Müslüman ve Hristiyan kutsal mekanlarının korunması için acil uluslararası müdahale çağrısı yaptı.
Eklenme: 31.03.2026 16:47İşgalci İsrail, ABD-İsrail ile İran arasında 28 Şubat’ta başlayan savaş ortamını bahane ederek işgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’yı 32 gündür kapalı tutuyor.
Bu süreçte Müslümanların Harem-i Şerif’e girişi engellenirken, Ramazan ayı ve Ramazan Bayramı boyunca da ibadet özgürlüğü ağır biçimde kısıtlandı. Böylece 1967’deki işgalden bu yana ilk kez Ramazan Bayramı namazının Mescid-i Aksa’da kılınmasına izin verilmedi.
Türkiye, Mısır, Ürdün, Endonezya, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanları yayımladıkları ortak açıklamada, işgal altındaki Kudüs’te Müslümanlar ve Hristiyanlara yönelik kısıtlamaları en güçlü biçimde kınadı.
Açıklamada, Mescid-i Aksa/Harem-i Şerif’e erişimin engellenmesinin ve Kudüs Latin Patriği ile Kutsal Topraklar Muhafızı’nın Palmiye Pazarı ayini için Kıyamet Kilisesi’ne girişlerinin durdurulmasının, uluslararası hukukun ve Kudüs’ün tarihi-hukuki statükosunun açık ihlali olduğu vurgulandı.
Bakanlar, işgalci güç İsrail’in işgal altındaki Kudüs üzerinde hiçbir egemenliği bulunmadığını yineleyerek, Kudüs’teki Müslüman ve Hristiyan kutsal mekanların mevcut tarihi ve hukuki statüsüne riayet edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Açıklamada ayrıca 144 dönümlük Mescid-i Aksa alanının tamamının yalnızca Müslümanlara ait bir ibadet yeri olduğu ve buranın idaresinde tek yetkili merciin Ürdün Evkafı’na bağlı Kudüs Evkaf İdaresi olduğu vurgulandı.

Kudüs Valiliği’nin değerlendirmesine göre işgal rejimi, “güvenlik” bahanesiyle Mescid-i Aksa’yı kapalı tutmayı sürdürürken, bu uygulama artık geçici bir tedbir olmaktan çıkıp doğrudan ibadet özgürlüğünü hedef alan sistematik bir kuşatmaya dönüştü. Filistin tarafı, binlerce kişinin özellikle Ramazan ve bayram günlerinde Mescid-i Aksa’ya ulaşmasının engellendiğini, Eski Şehir çevresinde de yoğun baskı ve kısıtlama uygulandığını belirtiyor.
Mescid-i Aksa 17 Gündür İbadete Kapalı
— Afroasya Today (@afroasyatoday) March 17, 2026
⚫️1967'den beri ilk kez yaşanan farklı bir Siyonist zulmü...
⚫️Mescid-i Aksa ilk defa Ramazan ayında tamamen ibadete kapatıldı. pic.twitter.com/QRLMdxTLeY
Bu süreçte işgal güçlerinin Eski Şehir surları dışında dahi ibadet edenlere cop, ses bombası ve göz yaşartıcı gazla müdahale ettiği, Kudüs’te dini hayatın fiilen askeri baskı altına alındığı ifade ediliyor. Filistin tarafına göre söz konusu uygulamalar yalnızca güvenlik politikası değil; Kudüs’ün Arap ve Filistinli kimliğini aşındırmaya dönük daha geniş çaplı bir stratejinin parçası niteliği taşıyor.
İşgal rejimi, Hristiyanların Palmiye Pazarı ayinleri konusunda gelen yoğun tepkiler üzerine Kıyamet Kilisesi’ne sınırlı girişe izin verdi; ancak Mescid-i Aksa’ya yönelik tam kapatma kararını sürdürdü. İşgal polisi, Kıyamet Kilisesi için kısıtlı giriş onayı verirken, Mescid-i Aksa’ya giriş yasağının devam edeceğini açıkça ilan etti. Bu durum, Kudüs’te kutsal mekanlara erişim konusunda ayrımcı ve keyfi yaklaşımı bir kez daha gözler önüne serdi.

İşgal yönetimi ayrıca Eski Şehir ve çevresindeki toplanma kısıtlamalarını 4 Nisan’a kadar uzattı. Buna karşılık, Mescid-i Aksa’ya bitişik Burak Duvarı çevresindeki uygulamalarda, işgalci Siyonistlere daha esnek bir tutum sergilenmesi, işgal rejiminin kutsal mekanlara erişim konusunda uyguladığı çifte standardın en büyük örneği oldu.
Filistin’in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Riyad Mansur, BM Genel Sekreteri’ne, BM Güvenlik Konseyi dönem başkanına ve BM Genel Kurulu başkanına gönderdiği mektuplarda işgal rejiminin Kudüs’teki kutsal mekanların tarihi ve hukuki statüsünü hedef alan tehlikeli adımlarına dikkat çekti. Mansur, hem Müslümanların yaklaşık bir aydır Mescid-i Aksa’dan uzak tutulduğunu hem de Hristiyan ruhani liderlerin Kıyamet Kilisesi’ne girişlerinin engellendiğini belirterek uluslararası toplumu sorumluluk almaya çağırdı.
Mansur, bu ihlallerin Kudüs’teki İslami ve Hristiyan kutsal mekanlar üzerindeki mevcut statükoyu aşındırmayı, kentin Filistinli ve Arap kimliğini silmeyi ve işgalin ilhakçı karakterini daha da pekiştirmeyi amaçladığını vurguladı. Filistin tarafı, ibadet özgürlüğünün korunması ve işgal rejiminin ihlallerinin durdurulması için artık daha sert ve somut uluslararası adımlar atılması gerektiğini savunuyor.
Gerilimi daha da tırmandıran bir diğer gelişme ise fanatik Yahudi grupların 1-8 Nisan tarihleri arasındaki Hamursuz Bayramı boyunca Mescid-i Aksa’ya baskın düzenlenmesi ve burada sözde kurban ritüeli gerçekleştirilmesi yönündeki çağrıları oldu. Kudüs Valiliği, bu grupların yapay zekâ ile üretilmiş görseller ve yoğun propaganda faaliyetleriyle Mescid-i Aksa’da yeni bir fiili durum oluşturmaya çalıştığını duyurdu.

Özellikle sözde “Tapınak” yanlısı grupların Mescid-i Aksa’nın kapalı tutulduğu dönemi fırsata çevirmeye çalışması, önümüzdeki günlerde Kudüs’te daha büyük provokasyonların yaşanabileceğine dair kaygıları artırıyor. Bu tablo, işgal rejiminin Mescid-i Aksa’yı kapalı tutmasının yalnızca bir güvenlik tedbiri olmadığını; aksine Kudüs’ün dini ve siyasi statüsünü değiştirmeye dönük daha geniş bir baskı sürecinin parçası olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
"Mescid-i Aksa Açılana Kadar Sinagoglar da Kapatılsın"
— Afroasya Today (@afroasyatoday) March 30, 2026
⚫️Ankara Kocatepe Cami Vaizi Adnan Üstün, cuma günü verdiği vaazda "Mütekabiliyet esası gereği, Mescid-i Aksa açılana kadar tüm sinagog ve havralar kapatılmalıdır." diye konuştu. pic.twitter.com/5hL7a1emBf