Çinli araştırmacı Liu Zongyi’nin açıklamaları, Taliban yönetiminin Pekin’in Uygur Türkleri ve Doğu Türkistan bağlantılı güvenlik taleplerini tam olarak karşılamadığını ortaya koydu. Afganistan yönetiminin, ekonomik baskıya ve yatırım beklentisine rağmen Uygur Türklerini iade etme konusunda geri adım atmaması; tarihi bağlar, dini yakınlık, aşiret geleneği ve toplumsal ilişkilerle açıklanıyor.
Eklenme: 02.04.2026 16:15Afganistan yönetiminin, Çin’in Uygur Türkleriyle ilgili güvenlik taleplerine tam olarak boyun eğmediği yönündeki açıklamalar, Kabil-Pekin hattındaki en hassas başlıklardan birini yeniden gündeme taşıdı. Şangay Enstitüsü Güney Asya Çalışmaları Merkezi Direktörü Liu Zongyi, İslam Emirliği yönetiminin Pekin’in bu konudaki beklentilerini tam anlamıyla karşılamayı düşünmediğini açık biçimde ortaya koydu. Bu açıklamalar, Afganistan’ın ağır ekonomik baskıya rağmen bu dosyada çizgi çektiğini ve Çin’in taleplerini koşulsuz kabul etmediğini ortaya çıkardı.
Zongyi’nin aktardığına göre İslam Emirliği, Çin’in Uygur Türkleri ve Doğu Türkistan bağlantılı yapılar konusundaki taleplerine karşı mesafeli tavrını birden fazla gerekçeyle açıklıyor. Buna göre, Çin’in “terör” başlığı altında değerlendirdiği çevrelerin bazı üyeleri geçmişte Sovyet işgaline karşı Afganlarla birlikte savaşmış yapılarla temas kurdu. İslam Emirliği yönetimi ayrıca iki taraf arasında dini ortaklık bulunduğunu, Peştun aşiret geleneğinin sığınan kişiyi teslim etmekten ziyade korumayı esas aldığını ve bu kişilerin yerel Afgan nüfusuyla akrabalık ile sosyal bağlarının bulunduğunu vurguluyor. Bu tablo, meselenin sadece güvenlik değil; tarih, inanç, sadakat ve toplumsal hafıza meselesi olduğunu ortaya koyuyor.

Afganistan’ın tavrını dikkat çekici kılan asıl unsur ise, bu direncin yalnızca diplomatik bir tutum değil, aynı zamanda ahlaki ve toplumsal bir refleks olarak ortaya çıkması. Kabil yönetimi, Çin’in taleplerini karşılamaya istekli görünmezken; gerekçelerini tarihi bağlar, dini yakınlık, örfi değerler ve toplumsal ilişkiler üzerinden kuruyor. Bu da Afganistan’ın Uygur Türkleri meselesini yalnızca dış politika başlığı olarak değil, kendi toplumsal kodları içinde değerlendirdiğini gösteriyor.
Pekin yönetimi, Doğu Türkistan bağlantılı yapıları uzun süredir güvenlik tehdidi olarak tanımlıyor. Ancak Çin’in bu çerçevesi uluslararası düzeyde tartışmasız kabul edilmiş değil. Uzmanlara göre Pekin’in “terör” söylemi, yalnızca güvenlik endişesini değil, aynı zamanda Doğu Türkistan’daki baskı politikasını meşrulaştırma çabasını da yansıtıyor. Bu nedenle Çin’in, bütün Uygur ve Doğu Türkistan bağlantılı dosyaları tek bir güvenlik kategorisi altında toplaması, Afganistan gibi ülkelerde de ihtiyatla karşılanıyor.

İslam Emirliği bir yandan Çin’den daha fazla yatırım, ticaret ve ekonomik açılım bekliyor; diğer yandan bu ekonomik ilişkinin beraberinde siyasi ve güvenlik şartları getirmesinden rahatsızlık duyuyor. Çin’in Afganistan’a yönelik yatırım modeli, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda güvenlik politikalarının dayatılması, yerel aktörlerin denetim altına alınması ve uzun vadeli bağımlılık oluşturulması gibi sonuçlar doğurabilecek bir çerçeve taşıyor.
Tam da bu yüzden Afganistan’ın son tavrı, sıradan bir diplomatik gecikme değil, kontrollü bir direnç olarak yorumlanıyor. Çin, Afganistan’a daha fazla yatırım ve ekonomik açılım sunmaya çalışırken; Kabil yönetimi, Uygur Türklerini iade etme ve güvenlik taleplerini tam olarak karşılamıyor. Bu nedenle Afganistan’ın tavrı, ağır ekonomik şartlara rağmen egemenlik, dini hassasiyet ve toplumsal bağlılık temelinde yürütülen temkinli bir denge siyaseti olarak öne çıkıyor.
Afganistan ekonomisi hâlâ büyük ölçüde tarım, hayvancılık ve dış yardımlar üzerine kurulu kırılgan bir yapı sergiliyor. Yaptırımlar, finansal kısıtlamalar ve uluslararası sistemle sınırlı entegrasyon, ülkeye yatırım girişini ciddi biçimde zorlaştırıyor. Buna rağmen İslam Emirliği yönetimi, ekonomik ihtiyaçları gerekçe göstererek her başlıkta Çin’in güvenlik şartlarını kabul etmiyor. Bu durum, Afganistan’ın içinde bulunduğu zor şartlara rağmen bağımsız hareket etmek istemediğini gösteriyor.

Afganistan’ın bugün karşı karşıya olduğu en büyük ikilem, güvenlik ile ekonomik kalkınma arasındaki denge. Çin, Afganistan’dan kendi sınır güvenliği ve Doğu Türkistan politikası açısından daha sert taahhütler bekliyor. İslam Emirliği ise hem iç dengeleri hem dini ve örfi hassasiyetleri hem de dış yatırımı aynı anda korumaya çalışıyor. Bu da ülkenin tamamen bir dış gücün kontrolüne girmeden denge siyaseti yürütmeye çalıştığını gösteriyor.