Beyaz Saray’daki Aliyev–Paşinyan imzası, TRIPP/‘Trump Route’u haritadaki bir çizgi olmaktan çıkarıp güç projeksiyonunun yeni formülüne dönüştürüyor. ABD, çözüm vaat ederken oyunun kurallarını da kendine göre mi kuruyor?
Eklenme: 13.08.2025 11:03:07 | Güncelleme: 13.08.2025 12:35:218 Ağustos 2025’te Washington’da atılan imzalar, Kafkasya’da yeni bir sayfa vaadiyle sunuldu. Metin; sınırların tanınmasını, ulaşım hatlarının açılmasını ve Ermenistan egemenliği altında işleyen Azerbaycan–Nahçıvan bağlantısını öngören TRIPP/“Trump Route” koridorunu merkeze alıyor. Ancak resmin diğer yarısında, ABD’nin bölgede kalıcı ekonomik–lojistik varlık kurma niyeti ve bunun Rusya’yı dışarıda, İran’ı ise tedirgin bırakan sonuçları bulunuyor. Türkiye bu hattı fırsat penceresi olarak görse de proje; egemenlik, güvenlik ve gümrük rejimi gibi sert dosyalara dayanıyor. Bu nedenle temel soru açık: Bu imza, çatışmayı bitiren bir barış mimarisi mi inşa ediyor, yoksa Washington’ın bölgedeki nüfuz mimarisini mi kalıcılaştırıyor?
8 Ağustos 2025’te Beyaz Saray’da İlham Aliyev ve Nikol Paşinyan, ABD Başkanı Donald Trump’ın ev sahipliğinde ortak bir barış deklarasyonuna imza attı. Aynı gün, kapsamlı barış anlaşmasının da parafe edildiği (taslak metin üzerinde uzlaşıya varıldığı) açıklandı. Bu adım, 2023 sonrası sahada oluşan fiilî dengeleri siyasal ve hukuki bir çerçeveye taşımayı amaçlayan ilk üst düzey metin olarak öne çıkıyor.
Mutabakatın omurgasını, Azerbaycan ana karası ile Nahçıvan’ı Ermenistan egemenliği altında işleyen birbirine bağlamayı hedefleyen ticari transit hat—kamuoyuna “Trump Route for International Peace and Prosperity (TRIPP)” olarak duyurulan koridor—oluşturuyor. Hattın askerî değil ekonomik/lojistik amaçlı olduğu, Ermenistan hukukuna tabi işleyeceği ve gümrük–güvenlik–işletme ayrıntılarının ayrı protokollerle netleşeceği vurgulanıyor. ABD’nin bu hatta “geliştirme/işletme (özel imtiyazlı işletme)” rolü üstleneceği yönündeki çerçeve, koridoru yalnızca haritada bir çizgi olmaktan çıkarıp kurumsal bir model hâline getiriyor.
Beyaz Saray hattın, hayata geçirilmesinde ABD’nin teknik ve ekonomik ağırlığına işaret ederken, kamuoyuna yansıyan analizlerde uzun dönemli “özel geliştirme/işletme” hakkı iddiası (resmî metin yayımlanana dek analist yorumu)/işletme” haklarından söz ediliyor. Resmî tam metinler yayımlanmadığı için bu nokta hâlen yorum ve medya kaynaklı bilgiler üzerinden tartışılıyor; ancak genel beklenti, işletme ve denetimle ilgili önemli başlıkların Washington’u karar noktalarına yaklaştıracağı yönünde.
İlk resimde ABD, Güney Kafkasya’da arabuluculuğa geri dönerek kalıcı bir lojistik/ekonomik kaldıraç edinmiş görünüyor. Azerbaycan, Nahçıvan bağlantısını Ermenistan üzerinden yasal bir transit zemine oturtma hedefinde ilerlerken; Ermenistan cephesinde metnin “egemenlik altında ticari hat” vurgusu, “ekstrateritoryal/üçüncü ülke koridoru” algısını reddetme çabasını yansıtıyor fakat iç politikada egemenlik ve güvenlik tartışmaları sürecek gibi. Rusya’nın törende görünür olmaması, arabuluculuk kapasitesindeki aşınma ve bölgesel nüfuz kaybı yorumlarını güçlendirdi. İran, sınır güvenliği ve yabancı gözetimi gerekçeleriyle plana açık itirazını sürdürürken; Türkiye, hattı Orta Koridor ve enerji–ticaret akışlarını güçlendiren stratejik bir fırsat penceresi olarak okuyor, fakat İran’la muhtemel sürtünme ve koridor güvenliğinin maliyeti gibi riskleri de hesaba katıyor.
Koridorun egemenlik, gümrük ve güvenlik rejimine dair bağlayıcı protokoller ortada yok. Finansman, sigorta ve işletme modeli de netleşmedi.
Washington süreci, Rusya merkezli arabuluculuk modellerinin etkisini zayıflatırken ABD’nin işletim–yatırım rolü olan bir transit omurgayı denklemin merkezine taşıdı. Bu, ticaret akışını çeşitlendirme iddiasını güçlendiriyor; fakat komşu itirazları ve iç siyaset dinamikleri nedeniyle yeni gerilim riskleri de barındırıyor. Doğrusu, karşımızda “barış koridoru” ile “nüfuz koridoru” arasındaki ince çizgide yürüyen bir proje var. O çizginin hangi tarafa kayacağı, bundan sonra atılacak teknik ve insani adımlarla belli olacak.
Beyaz Saray, imzayı “tarihi barış” olarak sunuyor; hedef, 30 yılı aşan gerilimi diplomasiyle kapatmak. Ancak şu notu düşmek gerekiyor: Washington’ın “tarihi” diye pazarladığı dosyaların bir kısmı sahada bambaşka öykülere dönüştü. Oslo süreci “barış” derken Filistin sahası daha da parçalandı; Irak’ta “demokrasi ihracı” uzun bir istikrarsızlık dönemi doğurdu; Afganistan’daki “ulus inşası” yirmi yıl sonra kaotik bir çekilmeyle kapandı; 2020’deki “normalleşme” anlatısı sürerken Gazze’de ağır bir insani yıkım yaşandı. Dolayısıyla “tarihi barış” ifadesi bir niyet beyanı; barışın tarihini ise sahadaki protokoller ve uygulama yazacak.
TRIPP/“Trump Route” bir güzergâhtan fazlası: işletme, gümrük ve güvenlik kararlarını kurumsal bir çerçeveye bağlayan ekonomik omurga. ABD’nin “geliştirme/işletme” rolü, barışı imzadan çıkarıp işleyen bir akışa bağlama arzusunu gösteriyor. Bu model ticareti çeşitlendirme iddiasıyla meşrulaşsa da fiiliyatta Washington’a kalıcı görünürlük ve karar noktalarında nüfuz sağlıyor.
ABD damgalı format, Moskova’nın arabuluculuk koltuğundan kalktığı bir tabloyu pekiştiriyor. Aynı anda Tahran’ın hassasiyetlerini tetikliyor: “koridor” kavramı İran açısından sınır güvenliği ve bölgesel denge uyarısı demek. Washington, tedarik güvenliği söylemiyle ilerlerken rakiplerinin manevra alanını daraltmayı da hedefliyor.
“TRIPP” gibi akılda kalan bir adlandırma, dosyayı kişisel-diplomatik bir başarı hikâyesine çeviriyor. Mesaj, içeride “barış üreten ve ticareti açan” ABD imajını tazelemek; dışarıda ise uzun soluklu bir varlık kurmak.
TRIPP bir “askerî koridor” değil; Ermenistan egemenliği altında işleyen ticari bir transit hat olarak tanımlanıyor. Yol, köprü ve istasyonlar Ermenistan hukukuna tabi; geçişi kolaylaştıracak özel hükümler ikili/çok taraflı protokollerle düzenlenecek. Yani hat, bir ülkenin içinden geçip o ülkenin hukukunu baypas etmeyecek.
Çerçeve “hızlandırılmış transit” mantığına dayanıyor: işlemler Ermenistan mevzuatı kapsamında mühürlü ve risk bazlı yürütülecek; vergilendirme transit istisnalarıyla uyumlu olacak. Dijital ön beyan, tek durak kontrol ve yük izleme gibi araçlarla “kolaylaştırırken denetleyen” bir denge hedefleniyor.
Güvenlik sivil nitelikte ve yetki Ermenistan’ın kolluk birimlerinde. Akışın aksamaması için Erivan–Bakü–ABD teknik ekiplerinden ortak bir koordinasyon masası ve olay yönetimi prosedürü planlanıyor; sabotaj, kaçakçılık ve siber risklere karşı istihbarat/teknik gözetim katmanı öngörülüyor.
TRIPP, basit bir yol değil; işletme ve bakım imtiyazı olan bir altyapı projesi. ABD’nin “geliştirme/işletme” rolü bu noktada görünürleşiyor; pratikte uluslararası konsorsiyum, belirli süreli imtiyaz, kullanım ücretleri ve gelir paylaşımı anlamına geliyor. Süre ve oranlar açıklanmadı; “uzun dönemli model” vurgusu şimdiden siyasi tartışma konusu.
Washington’daki imza töreninde Moskova yoktu; Kremlin, ertesi gün Pashinyan’la yapılan telefon görüşmesinde yalnızca “ABD temaslarına dair bilgilendirildiğini” duyurdu. Bu, 2020 sonrası bölgede başat arabulucu rolünü üstlenen Rusya’nın masadan dışlandığı yorumlarını güçlendirdi.
Arka plan bu tabloyu destekliyor: Rus barış gücü 2024 baharında Karabağ’dan çekildi; gözlem merkezi kapatıldı. Çekilme, Moskova’nın 2020 ateşkesindeki askerî dayanağını ortadan kaldırdı ve sahadaki “fiilî varlık” kartını zayıflattı.
Analizlerde ortak kanaat şu: Rusya’nın Güney Kafkasya’daki nüfuzu son yıllarda belirgin biçimde aşındı, ancak tümüyle yok olmuş değil. Enerji, ticaret, diasporalar, güvenlik kurumları ve ikili savunma ağları üzerinden baskı kurma kapasitesi hâlâ mevcut; “geri dönüş” denemeleri ihtimal dışı değil. Bu nedenle ABD damgalı format kalıcılaştıkça, Moskova’nın karşı manevraları—Ermenistan iç siyasetine etki, ekonomik kaldıraçlar, sınır/üst düzey güvenlik teması—daha görünür olabilir.
Öte yandan, imzanın “Moskova’ya mesaj” niteliği açık. Washington’da çerçevesi çizilen TRIPP modeli, Rusya’nın savaş sonrası zayıflayan bölgesel ağırlığını bir kez daha görünür kıldı. Buna karşın uzmanlar, Rusya’nın tamamen dışlandığı bir denklemin kırılgan olacağı uyarısını da yapıyor: Ukrayna sahasında ritim değişirse, Kremlin Güney Kafkasya dosyasına yeniden ağırlık verme arayışına girebilir. Kısacası, bugün Rusya dışarıda; ama dosyanın uzun ömrü, Moskova’nın hangi araçlarla ve ne hızda “geri dönmeye” çalışacağına da bağlı.
İran, Washington’da imzaya bağlanan TRIPP/“Trump Route”un kendi sınırına paralel ilerlemesine açık itiraz ediyor. Tahran, “yabancı güdümlü” bir transit modelinin İran’ı devre dışı bırakarak bölgesel egemenliği aşındıracağını savunuyor; üst düzey isimler “sınırlarımızın yanındaki jeopolitik değişikliklere izin vermeyiz” mesajı verdi. Bu sert hat, imzadan yalnızca saatler sonra gelen açıklamalarla netleşti.
İran’ın itirazı üç sütuna dayanıyor: güvenlik, ekonomi ve jeopolitik. Güvenlik açısından, ABD’nin “özel geliştirme/işletme” rolü Tahran’a göre sınır hattında kalıcı bir dış etki anlamına geliyor. Ekonomide, koridorun Orta Koridor’a entegre edilmesi İran’ı Kafkasya–Avrupa akışlarından baypas edebilir. Jeopolitikte ise Rusya’nın geri çekildiği bir denklemin ABD tarafından doldurulması, Tahran’ın nüfuz çevresini daraltıyor. Bu okuma, hem resmî açıklamalarda hem de bölge analizlerinde öne çıkıyor.
Tahran, Ermenistan egemenliğini baypas eden herhangi bir “ekstrateritoryal” modele karşı çıkarken, daha önce Azerbaycan’la üzerinde çalışılan Aras Koridorunu (Araz boyunca, İran toprakları üzerinden Nahçıvan’a geçiş) yeniden öne çıkarıyor. Aynı zamanda 3+3 (Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan + İran, Rusya, Türkiye) formatını “dış aktörsüz bölgesel çözüm” adresi olarak hatırlatıyor. Bu iki hat, İran’ın “koridor karşıtlığı” değil “koridorun nasıl ve kimle kurulacağı” tartışmasına işaret ediyor.
Washington’daki imza, arabuluculuk koltuğunu ABD’ye çekerken Moskova’yı sahnenin kenarına itti. TRIPP’in Ermenistan hukuku altında işleyecek, ABD’ye “geliştirme/işletme” rolü verecek şekilde kurgulanması, “barışı işletme” yaklaşımını resmileştiriyor. Kısa vadede bu, lojistik ve ticaret akışına hız verme iddiasını güçlendiriyor; fakat denklemin kırılganlığı, hukuki–idarî ayrıntıların ne kadar şeffaf ve uygulanabilir olacağına bağlı.
Anlaşmanın içinde barındırdığı çelişkiler burada beliriyor. “Egemenlik altında ticari hat” vurgusu yapılırken, ABD’ye tanımlanan ayrıcalıklı işletme rolü yerel yetki ile fiilî denetim arasında gri alan yaratıyor. “Askerî değil sivil” denilen bir transit şema, sabotaj ve kaçakçılık riskleri gerekçesiyle yoğun güvenlik katmanları talep ediyor; bu da akışı hızlandırma ile denetimi sıklaştırma hedeflerini aynı anda taşıyan, doğası gereği gerilimli bir çerçeve kuruyor. Uygulamanın Ermenistan hukukuna tabi olacağı söylenirken, uyuşmazlık çözümünde uluslararası tahkime gidilmesi yerel yargının ağırlığını azaltabilir. “Hızlı bağlantı” iddiası yaptırım–uyum ve sigorta koşulları nedeniyle yavaşlayabilir; şeffaflık sözü, ticari sır ve güvenlik gerekçeleriyle sınırlanabilir.
Bu tabloya ABD’nin benzer dosyalardaki karnesi eklendiğinde soru işareti büyüyor. “Tarihi barış” olarak pazarlanan Oslo sürecinin ardından Filistin sahasında parçalanma derinleşti; Irak’ta “demokrasi” vaadi uzun bir istikrarsızlığa dönüştü; Afganistan’da “ulus inşası” kaotik bir çekilişle kapandı; 2020’de normalleşme söylemi sürerken Gazze’de ağır bir insani yıkım yaşandı. Kafkasya dosyası elbette kendine özgü; ancak geçmiş tecrübeler, Washington’ın barış iddiasının sahada çoğu kez yeni ve karmaşık denklem ürettiğini hatırlatıyor. Bu yüzden TRIPP, doğru tasarlanıp dürüstçe işletilmezse bir “barış koridoru” olmaktan çok baskı ve rekabetin en görünür sahasına dönüşebilir.
Son kertede Kafkasya’nın yeni sayfası, ABD–Rusya gitgeli kadar “metni değil, uygulamayı” konuşacak. Egemenliği baypas etmeyen ama akışı hızlandıran bir çerçeve, komşu rızası ve bağlayıcı insani takvimlerle desteklenirse bu hat gerçekten barış üretebilir. Aksi hâlde, haritadaki çizgiye düşen gölge şu olacak: “barış koridoru” diye açılan yol, nüfuz koridoruna dönüşür.