İşgalci İsrail’de yaklaşan seçimler öncesi koalisyon krizi derinleşiyor. Azınlık hükümetine düşen Netanyahu, tarihte ilk kez Arap partilerini yanına çekmek zorunda kalabilir. Filistin halkına zulüm sürerken, Siyonist düzeni ayakta tutan işgalci İsrail siyaseti tarihi bir kırılmaya doğru gidiyor. Ancak değişmeyen tek gerçek, tüm partilerin aynı oyunu oynaması.
Eklenme: 28.08.2025 12:41:40 | Güncelleme: 28.08.2025 16:31:29NETANYAHU’NUN EN ZOR SINAVI
İşgalci İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, siyasi kariyerinin en kritik virajında. Uzun yıllar boyunca dindar partiler ve aşırı sağcılarla kurduğu koalisyonlarla iktidarda kalmayı başaran Netanyahu, artık bu denklemi sürdüremiyor. Koalisyondan çekilen Şas Partisi’nin 11 sandalyesini kaybetmesiyle Netenyahu’nun partisi Likud’un meclis aritmetiği çöktü.
Netanyahu’nun partisi şu an 32 sandalyeyle ayakta kalmaya çalışıyor. Ancak Knesset’te hükümet kurabilmek için gerekli olan 61 çoğunluktan çok uzak. Bu tablo, Netanyahu’nun ilk kez Arap partilerine kapı aralamasına neden oluyor. On yıllardır dışladığı Arap partileriyle masaya oturma ihtimali, onun için hem büyük bir çelişki hem de siyasi bir zorunluluk.
Siyasi analistler, Netanyahu’nun bu adımı atmak zorunda kalması halinde kendi tabanında ciddi bir sarsıntı yaşayacağını ifade ediyor. Çünkü Netanyahu’nun yükselişi, Arap partilerinin “asla koalisyon ortağı olamayacağı” söylemi üzerine inşa edilmişti.
ARAP PARTİLERİ İLK KEZ OYUN KURUCU
İşgalci İsrail siyasetinde Arap partileri bugüne kadar hep sistemin dışında tutuldu. Onlara biçilen rol, yalnızca mecliste bir “sayı” olmaktı. Ancak 2021 seçimlerinde Ra’am Partisi’nin elde ettiği 5 sandalye, bu ezberi bozdu. Ra’am, hükümetin kurulması için kilit rol oynayabileceğini herkese gösterdi.
Ra’am lideri Mansur Abbas’ın yürüttüğü siyaset, Arap partilerinin ilk kez “oyun kurucu” olabileceğinin işaretiydi. Ancak Abbas’ın İsrail’i tanıması ve Filistin’de apartheid olmadığını iddia etmesi, Filistinliler tarafından ağır şekilde eleştirildi. Bu eleştiriler, Arap partilerinin yükselişinin aynı zamanda büyük bir ikilemi de beraberinde getirdiğini ortaya koydu.
Bugün gelinen noktada Netanyahu’nun hükümet kurabilmesi için Arap partilerini yanına alması gerekiyor. Bu durum, İsrail siyasetinde bugüne kadar görülmemiş bir tabloyu doğuruyor: İşgalci İsrail’de hükümetin kaderi Arap partilerinin elinde.
48 ARAPLARI: SESSİZ ÇOĞUNLUKTAN SİYASİ GÜCE
“48 Arapları” olarak bilinen Filistinliler, Nekbe sonrası işgalci İsrail vatandaşı yapılmış bir topluluk. Bugün 9 milyonluk nüfusun yaklaşık 1,9 milyonu Araplardan oluşuyor. Bu oran, toplam nüfusun %21’ine tekabül ediyor. Yıllardır sistematik ayrımcılığa maruz kalan bu insanlar, siyasi olarak da hep ötekileştirildi.
Ancak nüfusun büyüklüğü, seçimlerde görmezden gelinemeyecek bir etki yaratıyor. Arap partileri tek başına çoğunluğu sağlayamasa da, koalisyonlarda belirleyici hale geldi. Bu, işgalci İsrail siyasetinde bir “sessiz çoğunluğun” giderek daha görünür hale gelmesinin göstergesi.
Öte yandan, bu güç Filistin davası lehine kullanılmıyor. Aksine Arap partileri, işgal düzenine eklemlenerek varlık göstermeyi tercih ediyor. Böylece Filistin halkı için bir umut kaynağı olmaktan ziyade, işgalin meşruiyetini artıran bir araç haline geliyorlar.
RA’AM VE MANSUR ABBAS: SİYASETİN TARTIŞMALI YÜZÜ
2021 seçimlerinde sürpriz bir çıkış yapan Ra’am Partisi, 5 sandalye kazanarak işgalci İsrail siyasetine damga vurdu. Partinin lideri Mansur Abbas, pragmatik tavırlarıyla Arap siyasetinde yeni bir sayfa açtı. Ancak bu sayfa, Filistin davası açısından büyük bir hayal kırıklığı oldu.
Mansur Abbas, işgalci İsrail’i resmen tanıyan ilk Arap lider olarak tarihe geçti. Dahası, “Filistinlilere apartheid uygulanmıyor” sözleriyle işgalin en büyük savunucularından biri haline geldi. Bu söylem, Filistinli çevrelerde ağır eleştirilere yol açtı. Abbas, Gazze’de bombardımanlar sürerken Tel Aviv’de Netanyahu ile koalisyon pazarlığı yapmakla suçlandı.
Ra’am’ın yükselişi, “48 Araplarının” siyasette güç kazanması olarak sunulsa da, aslında işgalci düzenin meşrulaştırılmasının bir parçasına dönüştü. Mansur Abbas’ın çizgisi, Arap partilerinin gerçek anlamda Filistin halkı için değil, işgalci İsrail siyasetinde “oyun kurucu ve sistemin devamı” olmak için sahneye çıktığını ortaya koyuyor.
İKİ YÜZLÜLÜK: FİLİSTİN’DE ZULÜM, İSRAİL’DE SİYASET
Ra’am lideri Mansur Abbas’ın açıklamaları, bu iki yüzlülüğün en net örneği. Abbas, İsrail’i tanıdığını ilan ettiğinde büyük tepki çekmişti. Daha da ileri giderek, “İsrail’de apartheid yok” iddiasında bulundu. Oysa Gazze’de yüzlerce çocuğun katledildiği, Batı Şeria’da toprakların gasp edildiği bir dönemde bu sözler, Filistin halkına ihanet olarak görüldü.
Bu durum, Arap partilerinin gerçek yüzünü ortaya koydu. İşgalci İsrail siyasetinde yer alabilmek uğruna, kendi halklarının uğradığı zulmü görmezden gelen Arap partilerinin, Filistin’de kan akarken, Tel Aviv’de sandalye hesapları yapması, iki yüzlülüğün zirvesi olarak nitelendiriliyor.
AYNI OYUN, FARKLI İSİMLER: TÜM PARTİLER SİYONİZME HİZMET EDİYOR
İşgalci İsrail siyasetinde yüzler değişiyor, ama oyun hep aynı kalıyor. Netanyahu, Bennett, Lapid ya da Mansur Abbas… Farklı partiler ve ideolojilerle sahneye çıkıyorlar ama hepsi aynı sonuca hizmet ediyor: Siyonist düzenin sürdürülmesi.
Arap partileri bile bu oyunun parçası haline gelmiş durumda. İsrail’i tanıyıp Filistin halkının haklarını pazarlık konusu yapmaları, işgalin meşruiyetini güçlendiriyor.
SİYONİST–ARAP ÇATLAĞI
Netanyahu’nun Arap partileriyle yakınlaşması, koalisyondaki aşırı sağcı partilerde büyük tepkiye yol açıyor. Onlar için Araplarla aynı masaya oturmak, “kırmızı çizgi”. Önceki işgal Başbakanı Naftali Bennett’in “hükümet tamamen Siyonist olmalı” sözleri de bu görüşü yansıtıyor.
Bu durum, Netanyahu’nun elini daha da zayıflatıyor. Arap partilerini koalisyona alırsa aşırı sağcıları kaybedecek, almazsa meclis çoğunluğunu bulamayacak. Bu ikilem, Netanyahu’nun en büyük çıkmazlarından biri haline gelmiş durumda.
SEÇİM TAKVİMİ VE BÜTÇE KRİZİ
Seçimler yaklaşırken, Knesset’in 2025 bütçesini çıkaramaması, siyasi krizi daha da derinleştirdi. Uzmanlara göre seçimlerin Eylül 2026’ya ötelenmesi tesadüf değil. İddialara göre Netanyahu, kısa seçim kampanyasıyla muhalefetin hazırlanmasını zorlaştırmak ve 7 Ekim protestolarından uzak bir tarihte sandığa gitmek istiyor.
Ayrıca Haredi askerlik yasasının yürürlüğe girmesinden sonra seçime gidilmesi, Netanyahu’nun destekçileri nezdinde daha az zarar verecek bir strateji olarak görülüyor. Ancak bu süreçte işgalci İsrail’in “bütçesiz” bir seçim sezonuna girmesi bekleniyor.
KAMUOYU NETANYAHU’YA SIRTINI DÖNÜYOR
Son anketler Netanyahu için alarm verici düzeyde. Kanal 12’nin yaptığı araştırmaya göre halkın %38’i Bennett’i, %31’i Netanyahu’yu başbakanlığa uygun görüyor. Yair Lapid ise 24 sandalyelik muhalefetiyle alternatif olmaya çalışıyor.
Bu tablo, Netanyahu’nun Arap partilerini yanına almadan ayakta kalmasının mümkün olmadığını gösteriyor. Halk desteğini kaybeden Netanyahu, siyasi ömrünü uzatmak için kendi söylemleriyle yıllarca aşağıladığı Arap partilerine muhtaç hale gelmiş durumda.
İŞGALCİ İSRAİL’DE SİYASİ TAKVİM NASIL ŞEKİLLENECEK?
İşgalci İsrail siyasetinde önümüzdeki dönemde kritik bir takvim işliyor. Koalisyon krizinin ve bütçe felcinin gölgesinde, Knesset’in izleyeceği adımlar seçimlerin kaderini belirleyecek.
Bu takvim, işgalci İsrail’de önümüzdeki bir yılın hem siyasi hem de ekonomik açıdan oldukça çalkantılı geçeceğini ortaya koyuyor. Netanyahu’nun Arap partileriyle anlaşmaya yanaşmaması durumunda, meclisin yeniden feshi ve üst üste seçimlerin yapılması ihtimali yüksek görülüyor.
İŞGALCİ İSRAİL SİYASETİNDE TARİHİ KIRILMA
İşgalci İsrail, 2026 seçimlerine giderken tarihi bir kırılmanın eşiğinde. Arap partilerinin koalisyon masasına davet edilmesi, hem Netanyahu’nun zorunlu tercihi hem de Filistin davasının nasıl araçsallaştırıldığının göstergesi.
Sonuç değişmiyor: İster Netanyahu ister Abbas olsun, isimler farklı ama düzen aynı. Hepsi Siyonizm’e hizmet ediyor ve işgalin devamlılığını sağlıyor. Filistin halkı için adalet, bu siyasi tiyatronun hiçbir perdesinde yer almıyor.