Uzmanlara göre İran’da olası bir rejim değişikliği yalnızca ülke içi dengeleri değil, Körfez’den Hazar’a uzanan geniş bir coğrafyada güvenlik, göç ve jeopolitik kırılmalara yol açabilir. İç savaş, Rusya müdahalesi ve dış destekli askerî darbe ihtimalleri masada.
Eklenme: 13.01.2026 11:51 | Güncelleme: 13.01.2026 16:36İran’da medya ve kamuoyu üzerindeki kontrol, rejimin ayakta kalmasında kilit rol oynayan başlıca unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, ülkede yaşanabilecek ani bir rejim değişikliğinin basit bir iktidar değişimi olarak okunamayacağını, sürecin çok katmanlı ve bölgesel etkiler doğuracağını vurguluyor. Duygusal yaklaşımların yanıltıcı olacağına dikkat çeken analistler, İran meselesinin akılcı ve stratejik bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğini belirtiyor.

İlk ve en tehlikeli senaryo, İran’ın bir iç savaşa sürüklenmesi. Ülke bünyesinde Kürtler, Araplar, Lurlar ve Beluçlar gibi farklı etnik gruplar bulunuyor. Bu grupların bir kısmının silahlı yapılar ve milis güçler oluşturduğu biliniyor. Mevcut sistem bu unsurları merkezî otorite altında tutarken, rejimin çökmesi durumunda bu yapıların sahaya inmesi ihtimali güçleniyor.
Böyle bir durumda İran’ın yalnızca iç dengeleri değil, komşu ülkeler ve özellikle Körfez ülkeleri de doğrudan etkilenebilir. Uzmanlara göre iç savaş senaryosu, düzensiz göç, silah ve insan kaçakçılığı gibi güvenlik risklerini beraberinde getirebilir. İran kıyılarının ve sınır hatlarının kontrolsüz hale gelmesi, bölgesel istikrarsızlığı derinleştirebilir.

İkinci senaryo, İran’daki güç boşluğunun Rusya tarafından doldurulması ihtimali. İran, uzun süredir Moskova’nın bölgedeki önemli müttefiklerinden biri olarak değerlendiriliyor. İki ülke arasında savunma sanayii başta olmak üzere çeşitli stratejik iş birlikleri bulunuyor.
Uzmanlar, rejimin düşmesi halinde Rusya’nın Hazar Denizi üzerinden İran’a nüfuz edebileceğine dikkat çekiyor. Hazar hattının Rusya açısından açık bir geçiş alanı olduğu belirtilirken, Moskova’nın bu güzergâhı kullanarak İran’da oluşacak boşluğu kendi lehine çevirebileceği ifade ediliyor. Bu senaryonun, bölgedeki güç dengelerini köklü biçimde değiştirme potansiyeli taşıdığı vurgulanıyor.

Üçüncü ihtimal ise İran’da dış destekli bir askerî darbenin gündeme gelmesi. Analistler, ABD’nin bölgesel istikrar gerekçesiyle geçmişte benzer müdahalelere başvurduğunu hatırlatıyor. İran tarihinde Musaddık döneminde yaşananlar, bu senaryonun tamamen teorik olmadığını gösteren örnekler arasında yer alıyor.
Böyle bir darbenin kısa vadede düzen sağlayabileceği ancak uzun vadede İran ve çevre ülkeler açısından yeni kriz alanları oluşturabileceği değerlendiriliyor.

Uzman görüşlerine göre üç senaryonun da ortak noktası, Körfez ülkeleri açısından ciddi riskler barındırması. İç savaş, Rusya’nın genişlemesi ya da dış destekli bir darbe; her biri bölgesel güvenliği, ekonomik istikrarı ve siyasi dengeleri olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle İran’daki olası bir rejim değişikliğinin “rahatlatıcı” değil, aksine “yüksek riskli” bir süreç olacağı vurgulanıyor.

Analistler, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın İran politikasını da bu çerçevede değerlendiriyor. Trump’ın karar alma sürecinde Pentagon ve sertlik yanlısı çevrelerin etkili olduğu, bu çevrelerin İslam dünyasına ve İran’a karşı ideolojik bir tutum benimsediği ifade ediliyor.
Trump’ın liderlik tarzının diplomatik geleneklerle örtüşmediği, bu durumun ABD’nin Kanada, Meksika, Avrupa Birliği, NATO ve Çin ile ilişkilerinde ciddi gerilimlere yol açtığı belirtiliyor. Uzmanlara göre bu süreç, yalnızca ABD’yi değil, küresel sistemi de olumsuz etkiledi.

İran’ın geçmişte ABD ile kapsamlı bir anlaşmaya açık olduğu da hatırlatılıyor. Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından Tahran yönetiminin Washington’a “büyük anlaşma” önerisi sunduğu, bu kapsamda nükleer programdan bölgesel vekil güçlere kadar birçok başlığın masaya yatırılabileceği belirtiliyor.
Bu teklifin ABD yönetimi tarafından reddedilmesine rağmen, uzmanlar İran’ın kriz anlarında son derece pragmatik davranabildiğini ve çıkarları doğrultusunda geniş tavizler verebileceğini ifade ediyor.
Uzmanlara göre İran’da yaşanabilecek bir rejim değişikliği, kısa vadeli siyasi beklentilerle okunamayacak kadar karmaşık ve riskli bir tablo ortaya koyuyor. İç savaş ihtimali, büyük güçlerin müdahalesi ve bölgesel istikrarsızlık senaryoları, İran meselesinin yalnızca Tahran’ı değil, tüm Ortadoğu’yu ve Körfez coğrafyasını yakından ilgilendirdiğini bir kez daha ortaya koyuyor.