News-1

Sıcak Bölgeler

İsrail’in Ateşkes Stratejisi: Gazze ve Lübnan’da Soykırım, Yıkım ve Nihai İşgal

İsrail işgal rejimi, ateşkes söylemini Gazze ve Lübnan’da saldırılarını sürdürmek, ablukayı derinleştirmek ve işgal alanlarını kalıcılaştırmak için kullanıyor. Gazze’de can kaybı 72 bin 594’e yükselirken, Lübnan’da 2 Mart’tan bu yana 2 bin 521 kişi hayatını kaybetti. İsrail işgal güçleri bir yandan Gazze’de su, gıda, yakıt ve ekonomik hayatı hedef alırken, diğer yandan Lübnan’ın güneyinde evleri yıkmayı, köyleri işgal etmeyi ve “Gazze modeli” olarak tanımlanan yıkım stratejisini uygulamayı sürdürüyor.

Eklenme: 28.04.2026 17:39 | Güncelleme: 28.04.2026 18:02
Bu Haberi
Paylaş

İsrail işgal rejimi, Gazze ve Lübnan’da ateşkes söylemini sahadaki saldırılarını durdurmak için değil, işgal ve yıkım politikasını yeni bir forma sokmak için kullanıyor. Gazze’de 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkese rağmen İsrail saldırılarında yüzlerce Filistinli şehit olurken, Lübnan’da da 2 Mart’tan bu yana binlerce kişi hayatını kaybetti.

Gazze Sağlık Bakanlığı’nın son verilerine göre İsrail’in Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda can kaybı 72 bin 594’e, yaralı sayısı 172 bin 404’e yükseldi. Ateşkesin yürürlüğe girdiği 10 Ekim 2025’ten bu yana ise İsrail saldırılarında 818 Filistinli şehit oldu, 2 bin 301 kişi yaralandı.

Lübnan’da da tablo ağırlaşıyor. İsrail’in 2 Mart’tan bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 2 bin 521’e, yaralı sayısı 7 bin 804’e ulaştı. Buna rağmen İsrail işgal güçleri, Lübnan’ın güneyinde işgal ettiği bölgelerde evleri yıkmaya ve yeni askeri hamleler yapmaya devam ediyor.

GAZZE’DE ŞEHİT SAYISI 72 BİN 594’E YÜKSELDİ

Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, İsrail işgal rejiminin Ekim 2023’ten bu yana sürdürdüğü saldırılarda can kaybının 72 bin 594’e çıktığını açıkladı. Yaralı sayısı ise 172 bin 404’e ulaştı.

Son 24 saatte Gazze’deki hastanelere 1 şehit ve 5 yaralının getirildiği bildirildi. Ateşkesin yürürlüğe girdiği 10 Ekim 2025’ten bu yana İsrail saldırılarında 818 Filistinlinin şehit edildiği, 2 bin 301 kişinin yaralandığı ve enkaz altından 762 kişinin cansız bedeninin çıkarıldığı belirtildi.

Gazze Şeridi’nde hâlâ binlerce kişinin enkaz altında olduğu ifade ediliyor. Bu tablo, ateşkesin Gazze halkı için güvenlik ve yaşam hakkı anlamına gelmediğini, İsrail işgal rejiminin saldırılarını daha düşük yoğunluklu fakat sürekli bir yıkım stratejisine dönüştürdüğünü gösteriyor.

ATEŞKES GAZZE’DE SOYKIRIMI DURDURMADI

İsrail işgal güçleri, ateşkesin ardından da Gazze Şeridi’nde hava saldırıları, topçu atışları ve doğrudan ateş açma eylemlerini sürdürdü. Han Yunus’un doğusunda düzenlenen saldırıda 9 yaşındaki Adil Lafi Neccar’ın şehit edilmesi, ateşkes sürecinin siviller için hiçbir güvence oluşturmadığını ortaya koydu.

Gazze’nin kuzeyinde İsrail işgal güçlerinin açtığı ateş sonucu bir kadının yaralandığı da bildirildi. Bu saldırılar, İsrail’in ateşkesi yalnızca uluslararası baskıyı azaltmak için kullandığını, sahada ise Filistinlilere yönelik ölüm ve kuşatma siyasetinden vazgeçmediğini gösteriyor.

“SUYA ERİŞİMİN ENGELLENMESİ SOYKIRIMIN BİR PARÇASI”

Sınır Tanımayan Doktorlar, İsrail’in Gazze’de su erişimini Filistinlilere karşı toplu cezalandırma aracı olarak kullandığını açıkladı. Kuruluş, Filistinlilerden kasıtlı olarak suyun esirgenmesini, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırımın ayrılmaz bir parçası olarak nitelendirdi.

Raporda, İsrail işgal rejiminin Gazze’deki insanları sistematik şekilde sudan mahrum bıraktığı ve su altyapısını hedef alan saldırıların münferit değil, tekrar eden ve kümülatif bir yıkım modeli olduğu vurgulandı.

İsrail işgal güçlerinin Gazze’deki su ve sanitasyon altyapısının neredeyse yüzde 90’ını yok ettiği veya hasara uğrattığı bildirildi. Tuzdan arındırma tesisleri, sondaj kuyuları, boru hatları ve kanalizasyon sistemleri bu yıkımın başlıca hedefleri arasında yer aldı.

“SU OLMADAN HAYATIN BİTTİĞİNİ BİLİYORLAR”

MSF Acil Durum Yöneticisi Claire San Filippo, İsrail’in Gazze’deki su altyapısını kasıtlı ve sistematik biçimde yok ettiğini belirtti.

Filippo, "İsrail yetkilileri, su olmadan hayatın bittiğini biliyor ancak Gazze’deki su altyapısını kasıtlı ve sistematik olarak yok ettiler" dedi.

MSF, İsrail işgal güçlerinin açıkça tanımlanmış su kamyonlarına ateş ettiğini ve on binlerce insan için hayati öneme sahip sondaj kuyularını yok ettiğini belgelediğini açıkladı. Gazze’de suya ulaşmaya çalışan Filistinlilerin ve yardım görevlilerinin yaralandığı, bazı durumlarda şehit edildiği bildirildi.

Bu tablo, İsrail’in Gazze’de yalnızca askeri saldırılarla değil, suya erişimi engelleyerek, hastalıkları yaygınlaştırarak ve temel yaşam koşullarını yok ederek de Filistin halkını hedef aldığını ortaya koyuyor.

ABLUKA EKONOMİK ÇÖKÜŞÜ DERİNLEŞTİRİYOR

Gazze’de ateşkesin üzerinden aylar geçmesine rağmen İsrail işgal rejiminin ablukayı ağırlaştırması, insani yardım girişlerini sınırlaması ve ticari hareketliliği kontrol altında tutması ekonomik çöküşü derinleştiriyor.

Gazze Ekonomi Bakanı Vekili Hasan Ebu Reyyale, İsrail’in saldırılarının biçim değiştirerek sürdüğünü belirtti. Ebu Reyyale, "Savaş bitmedi, sadece yöntem değiştirdi. Abluka, bu savaşın en ağır araçlarından biri haline geldi" dedi.

İsrail’in hangi ürünlerin, ne kadar miktarda ve hangi şartlarla Gazze’ye gireceğini belirlemesi, piyasada ciddi dengesizliklere yol açıyor. Temel ihtiyaç ürünlerinde fiyatlar hızla artarken, bazı kalemlerde tekelleşme oluştuğu ifade ediliyor.

GAZZE’DE EKONOMİK HAYAT DURMA NOKTASINDA

Gazze’de yerel yönetimin ticaret ve tedarik mekanizmaları üzerindeki kontrolünün sınırlı olduğu, halkın temel ihtiyaçlara erişiminin her geçen gün daha da zorlaştığı belirtiliyor.

Ebu Reyyale, "Gazze’de yaşam sistemi büyük ölçüde çöktü. Ekonomik faaliyetler tarihte görülmemiş seviyede geriledi" diyerek mevcut tabloyu özetledi.

Gazze’de ekmek üretiminde ciddi açık yaşandığı, temel gıda maddelerine ulaşımın her geçen gün daha zor hale geldiği bildiriliyor. Bölgede ekmek temininde yüzde 50’nin üzerinde yetersizlik bulunduğu ifade ediliyor.

Yakıt girişinin kısıtlanması da hastaneleri, ambulansları, su kuyularını, arıtma tesislerini ve insani yardım kuruluşlarını doğrudan etkiliyor. Gazze’de elektrik üretimi büyük ölçüde dururken, sağlık sistemi jeneratörlere bağımlı halde çalışmaya çalışıyor.

SANAYİ ALTYAPISININ YÜZDE 95’İ YOK EDİLDİ

Gazze’de sanayi altyapısının büyük bölümü İsrail saldırıları nedeniyle yok oldu. Gazze Ekonomi Bakanlığına göre sanayi sektöründeki kayıp yüzde 95’i aştı.

Bu yıkım, binlerce kişinin işsiz kalmasına, yoksulluğun daha da artmasına ve Gazze’nin üretim kapasitesinin neredeyse tamamen çökmesine neden oldu.

Ebu Reyyale, "Gazze bugün bir ekonomik kriz değil, bir yaşam krizi yaşıyor" diyerek mevcut durumun yalnızca piyasa şartlarıyla açıklanamayacağını, Gazze’de hayatın bütün yönleriyle hedef alındığını vurguladı.

İSRAİL 2026 BOYUNCA TÜM CEPHELERDE SAVAŞ SİNYALİ VERDİ

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, İsrail ordusunun 2026 yılı boyunca tüm cephelerde saldırılarına devam edebileceğini söyledi.

Zamir, İsrail ordusunun üst düzey komuta kademesinin katıldığı konferansta, İran ve Lübnan dahil tüm cephelerde çatışmalara yeniden dönmek için hazırlıklı ve tetikte olduklarını belirtti.

Zamir, "2026 muhtemelen her cephede çatışma yılı olmaya devam edecek" diyerek İsrail işgal rejiminin ateşkes süreçlerini kalıcı barış için değil, yeni saldırı dönemlerine hazırlık için kullandığını açıkça ortaya koydu.

Gazze, Suriye ve Lübnan’daki işgal alanlarını “ileri savunma bölgeleri” olarak nitelendiren Zamir, İsrail’in kuzeyindeki yerleşimlerin güvenliği garanti altına alınana kadar bu bölgelerdeki askeri varlığın süreceğini söyledi.

LÜBNAN’DA CAN KAYBI 2 BİN 521’E YÜKSELDİ

İsrail işgal rejiminin Lübnan’a yönelik saldırıları 2 Mart’tan bu yana ağır bir yıkıma dönüştü. Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısının 2 bin 521’e, yaralı sayısının ise 7 bin 804’e ulaştığını açıkladı.

İsrail işgal güçleri, Lübnan’ın güneyinde birçok beldeyi hedef aldı. Yoğun hava saldırıları, topçu atışları ve kara hareketliliği nedeniyle binlerce aile yerinden edildi.

Lübnan hükümeti, süreç boyunca ülkede yerinden edilenlerin sayısının 1 milyonu aştığını açıklamıştı. Bu durum, İsrail’in Lübnan’da da tıpkı Gazze’de olduğu gibi sivilleri yerinden etmeye, altyapıyı yıkmaya ve geniş alanları yaşanamaz hale getirmeye dayalı bir strateji izlediğini gösteriyor.

İSRAİL LÜBNAN’IN GÜNEYİNDE EVLERİ YIKMAYI SÜRDÜRÜYOR

İsrail işgal güçleri, ateşkese rağmen Lübnan’ın güneyinde işgal ettiği bölgelerde evleri hedef almaya devam ediyor. Nebatiye vilayetindeki Bint Cubeyl ilçesinde tank atışlarıyla evlerin vurulduğu bildirildi.

Rub Salasin beldesinde patlayıcılarla yapıların havaya uçurulduğu, Bint Cubeyl ile Yarun beldesi arasındaki evlerin de yıkıldığı aktarıldı.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz daha önce, Gazze Şeridi’nin Refah ve Beyt Hanun bölgelerinde oluşturdukları yıkımın benzerini Lübnan’ın güneyinde de uygulayacaklarını söylemişti. Katz’ın “Gazze modeli” ifadesi, İsrail’in Lübnan’da sivillerin evlerini, altyapıyı ve yerleşim alanlarını bilinçli biçimde hedef alan bir yıkım stratejisi izlediğini gösteriyor.

HİZBULLAH, İSRAİL TANKI VE BULDOZERİNİ HEDEF ALDI

Hizbullah, İsrail’in ateşkesi ihlal etmesi ve işgal ettiği bölgelerde evleri yıkmasına karşılık olarak Lübnan’ın güneyinde İsrail ordusuna ait bir iş makinesi ile bir tankı İHA’larla hedef aldığını duyurdu.

Açıklamaya göre Bint Cubeyl ilçesinde evlerin yıkımında kullanılan İsrail’e ait D9 tipi askeri buldozer İHA ile vuruldu ve doğrudan isabet sağlandı.

İlk saldırıdan yaklaşık yarım saat sonra Kantara beldesinde İsrail ordusuna ait Merkava tipi bir tankın da İHA ile hedef alındığı bildirildi.

İsrail ordusu ise Hizbullah’ın Lübnan’ın güneyindeki İsrail askerlerine doğru patlayıcı yüklü İHA fırlattığını, İHA’nın askerlerin yakınında patladığını ancak yaralanma olmadığını ileri sürdü.

HAZRETİ İSA HEYKELİNE SALDIRI TEPKİ ÇEKTİ

İsrail işgal güçlerinin Lübnan’ın güneyinde işgal ettiği bölgelerdeki uygulamaları yalnızca evlerin yıkılmasıyla sınırlı kalmadı. Deyr Seryan beldesinde bir İsrail askerinin Hazreti İsa heykelini balyozla parçaladığı fotoğraf sosyal medyada yayıldı.

İsrail ordusu fotoğrafın gerçek olduğunu kabul ederek soruşturma başlattığını duyurdu. Olay, Hristiyan dünyasında büyük tepki topladı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu olay için özür dilerken, heykeli tahrip eden ve fotoğraflayan iki askerin muharebe görevinden uzaklaştırıldığı ve 30 gün askeri gözaltına alındığı açıklandı.

İsrail Genelkurmay Başkanı Zamir ise olayın İsrail ordusunun değerleriyle çeliştiğini savundu. Ancak bu saldırı, İsrail işgal güçlerinin Lübnan’da yalnızca sivilleri değil, dini ve kültürel sembolleri de hedef aldığını bir kez daha gösterdi.

LÜBNAN CUMHURBAŞKANI AVN: ATEŞKES İLK VE ZORUNLU ADIMDIR

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail ile yürütülen süreçte ateşkesin müzakereler için ilk ve zorunlu adım olduğunu açıkladı. Avn, bunun Lübnan devletinin resmi tutumu olduğunu ve aksi yöndeki değerlendirmelerin kendilerini bağlamadığını belirtti.

Avn, ABD’ye ilk andan itibaren ateşkesin müzakerelerin ön şartı olduğunu ilettiklerini söyledi. Avn, "Ateşkes, müzakereler için ilk ve zorunlu adımdır" dedi.

Cumhurbaşkanı Avn, müzakere kararına yönelik eleştirilere de cevap verdi. "Savaşa giderken ulusal mutabakat var mıydı?" diyen Avn, müzakerelere başlamadan yapılan “teslimiyet” suçlamalarını reddetti.

Avn, Lübnan’ın hedefinin İsrail ile savaş halini sona erdirmek olduğunu, ancak ülkesinin “onur kırıcı” bir anlaşmayı kabul etmeyeceğini vurguladı.

HİZBULLAH DOĞRUDAN MÜZAKEREYİ REDDEDİYOR

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, İsrail ile Lübnan arasında ABD arabuluculuğunda yürütülen müzakerelere ilişkin doğrudan görüşmeleri kesin şekilde reddettiklerini açıklamıştı.

Kasım, "Doğrudan müzakereleri kesin olarak reddediyoruz. Doğrudan müzakereler ve sonuçları bizim için yok hükmündedir, bizi yakından ya da uzaktan ilgilendirmez." ifadelerini kullanmıştı.

Bu yaklaşım, Lübnan içinde ateşkes, müzakere ve direniş stratejisi başlıklarında farklı siyasi tutumların bulunduğunu gösteriyor. Ancak sahada değişmeyen gerçek, İsrail işgal rejiminin saldırılarına ve yıkımına devam etmesi.

İSRAİL BM GÖRÜŞMESİNDE HİZBULLAH’I HEDEF ALDI

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, BM Lübnan Özel Koordinatörü Jeanine Hennis-Plasschaert ile Batı Kudüs’te bir araya geldi. Görüşmede Lübnan’daki son gelişmeler ele alındı.

Saar, Hizbullah’ın ateşkesi ihlal ettiğini öne sürerek Lübnan’ın Hizbullah’a karşı mali önlemler dahil çeşitli adımlar atması gerektiğini savundu.

İsrail tarafı, Hizbullah’ın 2 Mart’tan bu yana İsrail’e yaklaşık 10 bin roket, insansız hava aracı ve füze attığını ileri sürdü. Ancak İsrail işgal rejimi, aynı dönemde Lübnan’ın güneyinde yürüttüğü işgal, bombardıman, ev yıkımı ve sivil kayıplar üzerindeki sorumluluğunu görmezden gelmeyi sürdürüyor.

ATEŞKES, KALICI İŞGAL ARACINA DÖNÜŞTÜ

ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan ve İsrail arasında 17 Nisan’da yürürlüğe giren 10 günlük geçici ateşkesin 3 hafta daha uzatıldığını duyurmuştu. Ancak bu süreçte İsrail işgal güçlerinin Lübnan’ın güneyindeki saldırıları durmadı.

Gazze’de de 10 Ekim 2025’te başlayan ateşkes, Filistinlilere güvenlik getirmedi. İsrail işgal rejimi, saldırıları daha düşük yoğunluklu biçimde sürdürürken, su, gıda, yakıt, sağlık ve ekonomi alanlarında kuşatmayı ağırlaştırdı.

Böylece ateşkes, İsrail açısından saldırıların durduğu bir dönem değil, işgalin yönetildiği, yıkımın sürdürüldüğü ve uluslararası baskının azaltılmaya çalışıldığı bir stratejiye dönüştü.

GAZZE VE LÜBNAN’DA AYNI YIKIM MODELİ

İsrail işgal rejiminin Gazze ve Lübnan’da izlediği politika, aynı yıkım modelinin iki farklı sahada uygulandığını gösteriyor. Gazze’de su altyapısı, sağlık sistemi, sanayi, gıda tedariki ve yerleşim alanları hedef alınırken, Lübnan’ın güneyinde köyler, evler ve dini semboller tahrip ediliyor.

Gazze’de soykırım, abluka ve ekonomik çökertme; Lübnan’da işgal, ev yıkımları ve zorla yerinden etme politikası aynı stratejik hedefe hizmet ediyor: Bölge halklarını dirençsiz bırakmak, yaşam alanlarını yok etmek ve işgali kalıcı hale getirmek.

İsrail’in “ateşkes” adı altında yürüttüğü bu süreç, barış arayışından çok, askeri işgali tahkim eden ve sivilleri hedef alan sistematik bir yıkım siyaseti olarak öne çıkıyor.