News-1

Afroasya Today Dosya

ABD Suriye’den Çekildi: Boşluk Kimin Kontrolünde, Yeni Kriz Nerede Başlayacak?

ABD’nin Suriye’deki askeri varlığını sonlandırması, yalnızca bir geri çekilme değil; Ortadoğu’da yeni bir güç mücadelesinin başlangıcı olarak görülüyor. Washington sahadan çekilirken diplomatik ve vekil aktörler üzerinden etkisini sürdürmeye hazırlanıyor. Türkiye’nin sahadaki rolü, İsrail’in artan saldırıları ve terör tehdidinin yeniden canlanma riski bölgenin geleceğini belirleyecek.

Eklenme: 04.05.2026 15:50 | Güncelleme: 04.05.2026 17:52
Bu Haberi
Paylaş

Suriye hükümeti, ülkede konuşlanmış ABD birliklerinin tamamen çekildiğini ve askeri tesislerin Şam yönetimine devredildiğini açıkladı. Özellikle Şeddadi ve Tanf üslerinin devri, ABD’nin sahadaki en kritik noktaları terk ettiğini gösteriyor.

2015’te DEAŞ’le mücadele gerekçesiyle başlayan ABD askeri varlığı, yaklaşık 10 yıl sonra sona ermiş görünüyor. Bu süreçte ABD’nin asker sayısı 900 ile 2 bin arasında değişirken, ülke genelinde 22’ye kadar ulaşan üs ağı kuruldu.

Ancak bu “çekilme”, ABD’nin bölgeden tamamen çıktığı anlamına gelmiyor. Aksine birçok uzman, bunun doğrudan askeri varlıktan dolaylı kontrol modeline geçiş olduğunu vurguluyor.

ON BİNLERCE SALDIRI VE DERİNLEŞEN İSTİKRARSIZLIK

ABD, Suriye’de bulunduğu süre boyunca DEAŞ’e karşı mücadele kapsamında on binlerce hava saldırısı düzenledi. Bu operasyonlar örgütün sahadaki hakimiyetini kırsa da ülkeyi büyük ölçüde yıkıma uğrattı.

Bununla birlikte ABD’nin yalnızca DEAŞ’ı değil, İran destekli milisleri de hedef alması; Suriye’yi küresel güçlerin hesaplaştığı bir sahaya dönüştürdü.

Eleştirmenlere göre Washington’un bu politikası, terörü bitirmekten çok kontrollü bir istikrarsızlık üretme stratejisine hizmet etti. Bugün gelinen noktada DEAŞ’ın tamamen yok edilmemiş olması ve hala saldırı kapasitesine sahip olması, bu yaklaşımın sonuçları arasında gösteriliyor.

ABD'NİN SDG VE DAEŞ KARTI RAFA KALKTI

ABD’nin Suriye'deki askeri varlığını kendine göre meşrulaştıran ve batıdan destek alan en büyük sebebi bölgedeki terör örgütleriydi.

Ahmed Şara liderliğindeki yeni yönetim, bölgedeki terör örgütlerini pasifize ederek hatta SDG'yi de orduya entegre ederek bu söylemi boşa çıkardı. Böylece ABD'nin "Bölgedeki terör örgütlerine karşı burada görev yapıyoruz" söylemi boşa çıkmış oldu.

Nitekim ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın iddiasına göre yalnızca Şubat ayında 30’dan fazla DEAŞ hedefi vuruldu. Bu da örgütün halen aktif olduğunu gösteren iddialardan biri olarak gösterildi.

Diğer yandan ABD'nin Suriye'deki varlığını meşru kılmak için kullandığı DAEŞ bahanesi bu yönde devam edecek gibi görünüyor.

TÜRKİYE SAHADA DAHA MI ETKİN OLACAK?

ABD’nin çekilmesiyle birlikte Türkiye’nin rolü daha fazla tartışılmaya başlandı.

Suriye’nin kuzeyinde uzun süredir aktif olan Türkiye, özellikle sınır güvenliği ve terörle mücadele kapsamında sahada belirleyici aktörlerden biri konumunda. Terör örgütü SDG’nin Şam yönetimine entegrasyon süreci de Türkiye’nin hareket alanını yeniden şekillendiriyor.

Bu durum bazı uluslararası çevrelerde “Türkiye’nin nüfuz artışı” olarak yorumlanırken, bölgesel açıdan bakıldığında sınır hattında istikrar sağlama ve silahlı grupların etkisini azaltma yönünde bir denge unsuru olarak değerlendiriliyor.

İSRAİL’İN SURİYE STRATEJİSİ: SALDIRI VE GENİŞLEME

ABD’nin çekilmesinden en fazla rahatsız olan aktörlerden biri ise İsrail.

Tel Aviv yönetimi, Amerikan varlığının sağladığı dolaylı korumayı kaybetmekten endişe ederken, Suriye üzerindeki hava operasyonlarını sürdürme konusunda daha agresif bir çizgiye yöneliyor.

İsrail’in yıllardır sürdürdüğü sınır ihlalleri ve hava saldırıları, yalnızca Suriye’nin egemenliğini değil, bölgedeki genel güvenlik dengesini de zedeliyor.

Bu saldırılar, “önleyici güvenlik” söylemiyle gerekçelendirilse de sahada yeni gerilim hatları oluşturuyor ve çatışma riskini büyütüyor.

ABD NEDEN SURİYE’NİN KUZEYİNDEN GÜNEYİNE ÇEKİLDİ? İSRAİL’İN DÜRZİ PLANINA DESTEK SÖZ KONUSU OLUR MU?

ABD’nin Suriye’de kuzeydoğudan başlayarak daha güneye, özellikle Ürdün hattına doğru çekilmesi yalnızca askeri bir geri konuşlanma değil; aynı zamanda stratejik bir yeniden konumlanma olarak değerlendiriliyor.

Kuzeyde dengelerin değişmesi ve SDG’nin Şam’la entegrasyonu sonrası Washington’un sahada doğrudan etkisi azalırken, güney hattına diplomatik olarak yönelmesi İsrail’in güvenlik öncelikleriyle örtüşen bir koridor oluşturuyor.

Özellikle Dürzi nüfusun bulunduğu güney Suriye hattında İsrail’in etki alanı oluşturma çabaları uzun süredir bilinirken, ABD’nin bu bölgede boşluk bırakmak yerine kontrollü bir geçiş sağlaması, Tel Aviv’in hareket alanını genişleten bir zemin hazırlıyor.

Resmi düzeyde açık bir destek ifade edilmese de ABD’nin geçmişte bölgede İsrail’in güvenliğini merkeze alan politikaları ve sahayı buna göre şekillendirme pratiği dikkate alındığında, bu çekilmenin İsrail’in önünü açan bir yeniden konumlanma olduğu yönündeki eleştiriler güç kazanıyor.

YENİ İTTİFAKLAR VE BLOKLAŞMA SÜRECİ

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun açıkladığı çok taraflı ittifak planı, bölgede yeni bir bloklaşma sürecine işaret ediyor.

Hindistan’dan Yunanistan’a, bazı Arap ülkelerinden Afrika’ya uzanan bu eksen arayışı, İsrail’in yalnızca savunma değil bölgesel güç projeksiyonu hedeflediğini ortaya koyuyor.

Ancak bu tür girişimler, Ortadoğu’daki sorunları çözmekten çok yeni fay hatları üretme riski taşıyor.

ABD’NİN YENİ STRATEJİSİ: SAHADAN ÇEKİL, MASADA KAL

ABD’nin askeri çekilmesine rağmen bölgede yaklaşık 50 bin askerini farklı noktalarda konuşlandırması, Washington’un Ortadoğu’dan vazgeçmediğini açıkça gösteriyor.

Yeni dönemde ABD’nin stratejisi;

  • Doğrudan askeri müdahale yerine
  • Yerel aktörler üzerinden etki kurma
  • Ekonomik ve diplomatik araçlarla yönlendirme

şeklinde özetleniyor.

Şam’daki büyükelçiliğin yeniden açılmaya hazırlanması ve ekonomik iş birliği planları da bu yaklaşımın bir parçası.

TERÖR VE VEKİL GÜÇLER: DEĞİŞMEYEN DENKLEM

ABD’nin geçmişte bölgede farklı silahlı yapılarla kurduğu ilişkiler, bugün de tartışılmaya devam ediyor.

DEAŞ’e karşı mücadele adı altında yürütülen operasyonlar, zaman zaman yeni güç dengeleri üretirken kalıcı istikrarı sağlamada yetersiz kaldı.

Eleştiriler, Washington’un bölgedeki krizleri tamamen çözmek yerine yönetilebilir seviyede tutarak stratejik avantaj elde etmeye çalıştığı yönünde yoğunlaşıyor.

SURİYE’DE YENİ DÖNEM, ESKİ RİSKLER

ABD’nin Suriye’den çekilmesi, bir dönemin kapanışı gibi görünse de aslında yeni bir sürecin başlangıcı.

Ortaya çıkan tabloda:

  • Türkiye sahada daha görünür hale geliyor.
  • İsrail daha agresif bir güvenlik politikası izliyor.
  • ABD ise uzaktan kontrol modeline geçiyor.

Bu üçlü denklemin ortasında ise hala çözülmemiş bir gerçek duruyor:
Suriye’de kalıcı istikrar henüz sağlanmış değil.

Geçmiş deneyimler, dış müdahalelerin ve vekil çatışmaların sürdüğü bir ortamda barışın kalıcı olmasının zor olduğunu gösteriyor.

Bu nedenle ABD’nin çekilmesi, barışın değil; yeni bir güç mücadelesinin başlangıcı olarak okunuyor.