News-1

Sıcak Bölgeler

Hürmüz Krizi: Küresel Enerji Krizi Jeopolitiğin Merkezinde

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve Babu’l Mendeb’i kapatma tehdidinde bulunması, küresel enerji piyasalarında büyük sarsıntıya yol açtı. Uzmanlara göre kriz, yalnızca petrol akışını değil, Orta Doğu’daki güç dengelerini ve ticaret yollarını da yeniden şekillendiriyor.

Eklenme: 08.05.2026 14:48
Bu Haberi
Paylaş

Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb Boğazı, küresel enerji ve ticaret akışının en kritik geçiş noktaları arasında yer alıyor. Orta Doğu, sahip olduğu stratejik su yollarıyla dünya ekonomisinin merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor.

Bölgede Hürmüz ve Babu’l Mendeb’in yanı sıra Süveyş Kanalı, İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı ve batıda Cebelitarık Boğazı gibi uluslararası ticaret açısından hayati önemde geçiş hatları bulunuyor. Bu noktalar, yarı kapalı denizlerin dünyaya açılan “nefes koridorları” olarak değerlendiriliyor.

İRAN’IN HÜRMÜZ HAMLESİ ENERJİ PİYASALARINI SARSTI

Son dönemde ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Tahran yönetimi, savaşı durdurmak için baskı aracı olarak Hürmüz Boğazı’nı kapattı. İran ayrıca Babu’l Mendeb Boğazı’nın da kapatılabileceği yönünde mesaj verdi.
Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla birlikte günlük yaklaşık 20 milyon varil ham petrol, kondensat ve petrol ürününün geçişi doğrudan etkilendi. Bu miktar, küresel petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sine karşılık geliyor.

Boğaz üzerinden yılda 7,3 milyar varilden fazla petrol taşınırken, dünya LNG ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si de yine bu güzergah üzerinden gerçekleştiriliyor. Uzmanlar, krizin uzaması halinde küresel enerji fiyatlarında sert dalgalanmaların kaçınılmaz olacağını belirtiyor.

BOĞAZLAR TARİH BOYUNCA SAVAŞLARIN MERKEZİNDE YER ALDI

Boğazlar, tarih boyunca savaşların kaderini belirleyen stratejik bölgeler arasında yer aldı. Antik dönemlerden itibaren büyük imparatorluklar ticaret yollarını kontrol etmek ve ekonomik üstünlük sağlamak amacıyla bu geçiş noktalarını hakimiyet altına almaya çalıştı.

Yunan-Pers savaşlarında deniz yollarının kontrolü belirleyici olurken, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde Karadeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayan boğazlar askeri ve ekonomik açıdan büyük önem taşıdı.

1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı’nın İstanbul ve Çanakkale boğazlarını Rus gemilerine kapatması, Rusya’nın Akdeniz’deki müttefikleriyle bağlantısını büyük ölçüde kesmişti.

2. Dünya Savaşı’nda ise Türk Boğazları, Türkiye’nin tarafsızlık politikasının merkezinde yer aldı.

Uzmanlar, bu nedenle boğazların jeopolitikte “dar boğaz noktaları” olarak tanımlandığını ve kapatılmaları halinde küresel ticaretin ciddi biçimde sekteye uğradığını vurguluyor.

DENİZ HUKUKU VE MONTEGO BAY SÖZLEŞMESİ

Boğazlar üzerindeki krizler ve uluslararası rekabet, devletleri deniz hukukuna ilişkin ortak bir çerçeve oluşturmaya yöneltti. Bu kapsamda hazırlanan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, 1982 yılında Jamaika’nın Montego Bay kentinde imzalandı ve 1994’te yürürlüğe girdi.

Körfez ülkeleri, Yemen ve Mısır sözleşmeye taraf olurken, İran anlaşmayı imzalasa da onaylamadı. Türkiye ve İsrail ise sözleşmeye taraf olmayan ülkeler arasında yer alıyor.

Türkiye’nin sözleşmeye katılmamasında Ege Denizi’nde Yunanistan ile yaşanan anlaşmazlıkların etkili olduğu belirtiliyor. İsrail’in ise uluslararası tahkim ve bağlayıcı hukuk mekanizmalarının oluşturabileceği baskılar nedeniyle sözleşmeye mesafeli durduğu ifade ediliyor.

HÜRMÜZ’ÜN KAPANMASI KİME YARIYOR?

Uzmanlara göre Hürmüz Boğazı’nın kapanması en büyük zararı öncelikle bölge ülkelerine veriyor. İran, petrol ve ticaret ihracatının önemli bölümünü bu hat üzerinden gerçekleştirdiği için krizden doğrudan etkileniyor. Körfez ülkeleri de enerji ihracatındaki aksama nedeniyle milyarlarca dolarlık kayıplarla karşı karşıya kalıyor.

Buna karşın ABD’nin, yükselen petrol ve doğal gaz fiyatlarından ekonomik kazanç sağladığı değerlendiriliyor. Kaya petrolü üretimindeki artış sayesinde Washington, küresel enerji piyasalarındaki fiyat yükselişlerinden önemli gelir elde ediyor.

İsrail’in ise Körfez petrolüne doğrudan bağımlı olmadığı, enerji ihtiyacının önemli bölümünü Azerbaycan hattı, Kazakistan sevkiyatları ve Doğu Akdeniz’deki Leviathan ile Tamar doğal gaz sahalarından karşıladığı belirtiliyor.

YENİ ENERJİ VE LOJİSTİK HATLARI TARTIŞILIYOR

Analistlere göre Hürmüz’de yaşanan kriz, Orta Doğu’da alternatif enerji ve lojistik güzergahlarının yeniden gündeme gelmesine neden oldu. Özellikle İsrail merkezli yeni enerji koridorlarının oluşturulması ihtimali, bölgedeki güç dengeleri açısından dikkat çekiyor.

Bazı uzmanlar, Körfez ülkeleri ile Irak’ın Akdeniz’e erişiminin İsrail üzerinden şekillendirilmeye çalışılabileceğini ve bunun bölgesel normalleşme süreçlerinde ekonomik baskı unsuru olarak kullanılabileceğini ifade ediyor.

Bölge ülkelerinin ise enerji ve ticaret akışının tek bir hatta bağımlı kalmaması için alternatif güzergahlar ve çok yönlü stratejiler geliştirmesi gerektiği vurgulanıyor.