İsrail işgal rejimi, Filistinli esirlere yönelik idam cezası yasasının ardından şimdi de 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı Operasyonu’na katıldığı iddia edilen Filistinliler için özel yargılama düzeni hazırlıyor. Yeni tasarı, geriye dönük uygulanamayan idam yasasının açıklarını kapatarak yaklaşık 300 Filistinlinin özel askeri mahkemelerde yargılanmasının önünü açmayı hedefliyor.
Eklenme: 11.05.2026 13:17İsrail işgal rejimi, Filistinli esirlere yönelik ayrımcı idam yasasının ardından Aksa Tufanı Operasyonu’na katıldığı iddia edilen Filistinliler için yeni ve özel bir yargılama mekanizması oluşturmaya hazırlanıyor.
İsrail Meclisi’nde gündeme alınacak tasarıyla, 7 Ekim 2023’teki olaylara karıştığı öne sürülen Filistinlilerin kamuya açık duruşmalarda, özel askeri mahkemeler eliyle ve ağır suçlamalarla yargılanması planlanıyor. Daha önce kabul edilen idam yasasının geriye dönük uygulanamaması nedeniyle hazırlanan yeni düzenleme, hukukçular ve insan hakları örgütleri tarafından Filistinlilere karşı siyasi infaz kapısı açabilecek ayrımcı bir adım olarak değerlendiriliyor.
Mevcut idam yasasına karşı yapılan başvuruların İsrail Yüksek Mahkemesi’nde incelenmesi sürerken, mahkemenin hükümetten 24 Mayıs’a kadar yanıt istemesi, düzenlemenin hukuki tartışmaların merkezinde kalacağını gösteriyor.
İsrail Meclisi, Aksa Tufanı Operasyonu’na katıldığı iddia edilen Filistinlilerin yargılanması için özel bir yasal çerçeve oluşturmayı hedefleyen tasarıyı gündemine almaya hazırlanıyor. Tasarı, normal ceza davalarından farklı bir yol izlenmesini ve davaların özel askeri mahkemelere sevk edilmesini öngörüyor.
Bu düzenleme ile Filistinli esirler, klasik yargılama usullerinden ayrılan, delil ve savunma hakları bakımından daha sınırlı bir süreçle karşı karşıya bırakılabilecek. Tasarıda mahkemenin bazı olağan delil ve usul kurallarını değiştirebilmesine imkân tanınması, adil yargılanma hakkı açısından ciddi kaygılara yol açıyor.
İsrail işgal rejiminin bu adımı, Filistinlilere karşı yıllardır sürdürülen ayrımcı hukuk düzenini daha da ağırlaştıran yeni bir aşama olarak görülüyor.

İsrail basınında yer alan bilgilere göre, Aksa Tufanı Operasyonu’na katıldığı iddia edilen yaklaşık 300 Filistinli, İsrail’deki çeşitli zindanlarda tutuluyor. Bu kişilerin özel yargılama düzeni kapsamında mahkemeye çıkarılması planlanıyor.
Söz konusu Filistinlilerin, “soykırım”, “İsrail’in egemenliğine zarar verme”, “savaşa neden olma”, “savaş sırasında düşmana yardım etme” ve “terör suçları” gibi ağır suçlamalarla yargılanabileceği belirtiliyor. Bu suçlamalar üzerinden idam cezası verilmesinin önünün açılması, İsrail’in Filistinli esirleri siyasi baskı ve intikam aracı olarak kullanmak istediği yönündeki endişeleri artırıyor.
Özellikle İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırım savaşı, toplu katliamlar, açlık politikası ve esirlere yönelik ağır hak ihlalleri dikkate alındığında, bu yargılamaların hukuki olmaktan çok siyasi bir gösteriye dönüştürülme riski öne çıkıyor.
İsrail Meclisi, 30 Mart 2026’da Filistinlilere yönelik idam cezası düzenlemesini kabul etti. Yasa, özellikle işgal altındaki Batı Şeria’da askeri mahkemelerde yargılanan Filistinlilere ölüm cezası verilmesinin önünü açtı. Düzenleme, uluslararası hukuk çevreleri ve insan hakları örgütleri tarafından ayrımcı ve Filistinlileri hedef alan bir infaz yasası olarak eleştirildi.
Ancak kabul edilen idam yasasının geriye dönük uygulanamaması, İsrail yönetimini 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı Operasyonu’na katıldığı iddia edilen Filistinliler için ayrı bir yasal düzenleme hazırlamaya yöneltti. Bu nedenle yeni tasarı, doğrudan Aksa Tufanı dosyaları için özel bir mahkeme ve özel yargılama zemini oluşturmayı amaçlıyor.
Bu durum, İsrail’in Filistinlilere yönelik hukuk dışı uygulamalarını yasalarla meşrulaştırmaya çalıştığını gösteriyor.

Tasarıya göre, Filistinli esirlerin duruşmalarındaki bazı önemli anlar kayıt altına alınacak. Bu görüntülerin özel bir internet sitesi üzerinden yayımlanması ve video ile ses kayıtlarının devlet arşivlerinde saklanması planlanıyor.
Bu madde, yargılamaların adalet arayışından çok siyasi propaganda aracına dönüştürülebileceği eleştirilerini beraberinde getirdi. İsrail işgal rejimi, Gazze’de işlediği savaş suçlarını ve Filistin halkına yönelik sistematik ihlallerini perdelemek için Aksa Tufanı dosyalarını uluslararası kamuoyunda tek taraflı bir anlatıya dönüştürmeye çalışıyor.
Filistinlilerin savunma hakkının zayıflatıldığı, işkence ve kötü muamele iddialarının yeterince soruşturulmadığı bir ortamda duruşmaların kamuya açık propaganda malzemesine çevrilmesi, yargılamaların meşruiyetini daha da tartışmalı hale getiriyor.
Tasarı, İsrail siyasetinde hem iktidar hem de muhalefet kanadından destek buluyor. Aşırı sağcı çizgideki isimlerin öncülük ettiği düzenlemeye, farklı partilerden milletvekillerinin destek vermesi, İsrail’de Filistinlilere karşı cezalandırıcı ve intikamcı siyasetin geniş bir mutabakata dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Adalet Bakanı Yariv Levin’in tasarının uygulanması için çalışma grubu kurulması talimatı verdiği bildirildi. Levin’in bu yaklaşımı, İsrail yargı mekanizmasının Filistinlilere karşı daha sert ve istisnai yöntemlerle işletilmek istendiğini gösteriyor.

Bu süreç, İsrail’de yargının Filistinliler söz konusu olduğunda bağımsız ve tarafsız bir yapıdan uzaklaştığına dair eleştirileri daha da güçlendiriyor.
Filistinli esirlere yönelik idam yasasına karşı insan hakları örgütleri ve hukuk kuruluşları İsrail Yüksek Mahkemesi’ne başvurdu. Başvurularda yasanın yaşam hakkını ihlal ettiği, ayrımcı olduğu, işkence ve insanlık dışı muamele yasağıyla çeliştiği vurgulandı.
İsrail Yüksek Mahkemesi’nin hükümetten 24 Mayıs’a kadar yanıt istemesi, yasanın uygulanması konusunda hukuki sürecin sürdüğünü gösteriyor. Adalah Hukuk Merkezi Direktörü Hüseyin Cebarin, yasanın mahkeme incelemesi tamamlanmadan uygulanamayacağını ve geriye dönük işletilemeyeceğini belirtti.
Buna rağmen İsrail Meclisi’nin Aksa Tufanı dosyaları için ayrı bir tasarı hazırlaması, işgal rejiminin hukuki engelleri aşmak için yeni yöntemler aradığını ortaya koyuyor.
İsrail’in Filistinli esirlere yönelik idam yasası, uluslararası alanda da tepki çekti. Müslüman ülkeler düzenlemeyi tehlikeli bir tırmanış olarak nitelendirirken, insan hakları örgütleri yasanın Filistinlilere yönelik ayrımcı bir infaz mekanizması oluşturduğunu belirtti.
Eleştirilerin merkezinde, yasanın pratikte Siyonist işgalcilerden çok Filistinlileri hedef alması yer alıyor. Bu durum, İsrail’in işgal altındaki topraklarda iki ayrı hukuk düzeni işlettiği ve Filistinlileri sistematik biçimde cezalandırdığı yönündeki apartheid eleştirilerini güçlendiriyor.
İsrail işgal rejimi ise uluslararası tepkilere rağmen Filistinli esirleri idam tehdidiyle baskı altına almayı sürdürüyor.
Yeni tasarı, İsrail’in Aksa Tufanı Operasyonu’na katıldığı iddia edilen Filistinlileri yalnızca yargılamak değil, aynı zamanda kamuoyu önünde mahkûm etmek istediğini gösteriyor. Özel askeri mahkemeler, değiştirilebilecek delil kuralları, kamuya açık yayınlanabilecek duruşma kayıtları ve idam cezası ihtimali, Filistinli esirler açısından büyük bir hukuki tehdit oluşturuyor.

İsrail işgal rejiminin Gazze’de sürdürdüğü saldırılar, Batı Şeria’daki baskınlar, hapishanelerdeki ağır hak ihlalleri ve Filistinlilere yönelik ayrımcı yasalar birlikte değerlendirildiğinde, bu tasarı sadece bir ceza düzenlemesi değil, Filistin halkına karşı yürütülen kuşatma siyasetinin yeni bir ayağı olarak öne çıkıyor.
Filistinli esirlerin idam tehdidiyle karşı karşıya bırakılması, İslam dünyası açısından yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi ve insani bir alarm niteliği taşıyor. İsrail’in bu adımı, bölgedeki gerilimi artırırken, uluslararası toplumun işgal rejimine karşı etkili yaptırım uygulamamasının Filistin halkı üzerindeki baskıyı daha da derinleştirdiğini gösteriyor.