ABD ile İran arasında imzalanması beklenen mutabakat zaptının taslak metni basına sızdı. Taslakta savaşın tüm cephelerde durdurulması, ABD deniz ablukasının kaldırılması, İran petrolüne yaptırım muafiyeti sağlanması ve nihai anlaşmaya 60 gün içinde ulaşılması gibi kritik maddeler yer aldı.
Eklenme: 17.06.2026 10:29ABD ile İran arasında İsviçre’de imzalanması beklenen mutabakat zaptının taslak metni basına sızdı.
Bloomberg’in ulaştığı belirtilen belgeye göre Washington ve Tahran, tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi, karşılıklı tehditlerden kaçınılması, İran’a yönelik deniz ablukasının kaldırılması, petrol ve bankacılık yaptırımlarında muafiyet sağlanması ve 60 gün içinde nihai anlaşmaya varılması konusunda uzlaşıya yaklaştı.
Taslağın en dikkat çeken maddelerinden biri ise İran İslam Cumhuriyeti’nin nükleer silah üretmeyeceğini taahhüt ederken, nihai anlaşmaya kadar mevcut nükleer programını sürdürmeye devam edecek olması oldu.
ABD merkezli Bloomberg’in yayımladığı belirtilen taslak metin, Washington ile Tahran arasında yürütülen müzakerelerin perde arkasını ortaya koydu.
Sızan belgeye göre taraflar, cuma günü İsviçre’de imzalanması beklenen mutabakat zaptı üzerinden geçici bir uzlaşı zemini oluşturdu. Taslak, hem askeri gerilimin durdurulmasını hem de yaptırımlar ve nükleer program gibi temel başlıklarda 60 günlük yeni müzakere süreci başlatılmasını öngörüyor.
Ancak yayımlanan taslak metnin elektronik olarak imzalandığı belirtilen nihai belgeyle birebir aynı olup olmadığı henüz netleşmedi.
Taslak metnin ilk ve en önemli başlıklarından biri, savaşın tüm cephelerde derhal ve nihai olarak durdurulması oldu.
Belgeye göre İran İslam Cumhuriyeti ile ABD ve müttefikleri, tüm cephelerde askeri çatışmaların sona erdiğini ilan edecek. Taraflar birbirlerine karşı düşmanca eylemde bulunmamayı, tehditlerden kaçınmayı ve gerilimi artıracak adımlar atmaktan uzak durmayı taahhüt edecek.
Bu madde, Hürmüz Boğazı, Körfez hattı, Lübnan sahası ve işgal rejimi İsrail kaynaklı gerilimler açısından kritik görülüyor.

Sızan taslakta, tarafların en geç 60 gün içinde nihai anlaşmaya ulaşmak için müzakereleri tamamlaması öngörülüyor.
Bu sürenin karşılıklı mutabakatla uzatılabileceği belirtiliyor. 60 günlük süreçte nükleer başlıklar, yaptırımların kaldırılması, İran’ın ekonomik kalkınma mekanizması, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve bölgesel askeri düzenlemeler masaya yatırılacak.
Taslak, bu süreci geçici bir ateşkes ve teknik müzakere dönemi olarak kurguluyor.
Taslağın en dikkat çeken maddelerinden biri, ABD’nin İran’a yönelik deniz ablukasını kaldırmayı kabul etmesi oldu.
Belgeye göre mutabakatın imzalanmasının ardından Washington, İran’a yönelik askeri ve ekonomik deniz ablukasını kaldıracak. Hürmüz Boğazı’nda deniz taşımacılığının yeniden güvenli ve serbest şekilde başlaması için gerekli düzenlemeler yapılacak.
Bu madde, ABD’nin İran üzerindeki baskı politikasında önemli bir geri adım olarak değerlendiriliyor.

Taslakta, Hürmüz Boğazı’nın yeniden deniz trafiğine açılması ve gemi geçişlerinin güvence altına alınması da yer alıyor.
Hürmüz Boğazı, dünya petrol sevkiyatının en kritik geçiş noktalarından biri olarak biliniyor. Son haftalarda ABD-İran gerilimi nedeniyle bölgede deniz taşımacılığı ciddi baskı altına girmişti.
Mutabakatın yürürlüğe girmesi halinde İran’ın deniz taşımacılığını yeniden başlatmak için gerekli adımları atacağı, ABD’nin ise bölgedeki abluka ve askeri baskı araçlarını geri çekeceği belirtiliyor.
Sızan taslağa göre ABD, İran petrolü ve buna bağlı bankacılık hizmetlerini yaptırımlardan muaf tutacak.
Bu madde, İran’ın petrol, petrokimya ürünleri ve türevlerini yeniden uluslararası piyasalara satabilmesinin önünü açabilir. Ayrıca İran’ın bu satışlardan elde edeceği finansal kaynaklara erişimi de mutabakatın kritik başlıkları arasında yer alıyor.
Washington’un bu adımı, İran ekonomisi üzerindeki yaptırım baskısının geçici de olsa hafifletilmesi anlamına geliyor.

Taslak metinde, yurt dışında dondurulan İran varlıklarının serbest bırakılması da yer alıyor.
İran uzun süredir ABD ile yapılacak herhangi bir anlaşma için dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını temel şartlardan biri olarak öne çıkarıyordu. Sızan taslak, Tahran’ın bu talebinin metne girdiğini gösteriyor.
Buna göre ABD, İran varlıklarının belirlenen takvim çerçevesinde serbest bırakılmasını kabul edecek.
Belgede, nihai anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki 30 gün içinde ABD’nin bölgedeki güçlerini çekmeyi taahhüt ettiği de belirtiliyor.
Bu madde, Washington’un Körfez ve çevresindeki askeri varlığı açısından dikkat çekici bir başlık olarak öne çıktı. İran, uzun süredir ABD askeri varlığını bölgedeki istikrarsızlığın ana sebeplerinden biri olarak değerlendiriyor.
ABD güçlerinin geri çekilmesi yönündeki taahhüt, Tahran açısından stratejik bir kazanım olarak yorumlanıyor.
Taslağın en tartışmalı maddesi, İran’ın mevcut nükleer programını nihai anlaşmaya kadar sürdürecek olması.
Belgede İran İslam Cumhuriyeti’nin nükleer silah üretmeyeceği yönündeki taahhüdünü yineleyeceği, ancak zenginleştirilmiş uranyum stokları ve diğer nükleer konuların nihai anlaşma müzakerelerinde ele alınacağı belirtiliyor.
Bu süreç boyunca mevcut durum korunacak. İran mevcut nükleer programını sürdürecek, ABD ise yeni yaptırım uygulamayacak veya bölgedeki askeri varlığını artırmayacak.
Taslak metin, nükleer program konusundaki en zorlu başlıkların 60 günlük nihai anlaşma görüşmelerine bırakıldığını gösteriyor.
Zenginleştirilmiş uranyum stoklarının akıbeti, zenginleştirme faaliyetlerinin kapsamı, denetim mekanizmaları ve nükleer programın geleceği bu süreçte müzakere edilecek.
Bu durum, Washington’un İran’ın mevcut nükleer kapasitesini hemen tasfiye ettiremediğini, Tahran’ın ise nükleer programını diplomatik pazarlıkta koruduğunu ortaya koyuyor.

Sızan belgeye göre nihai anlaşmaya kadar ABD, İran’a yeni yaptırımlar uygulamayacak.
Ayrıca Washington, bu süreçte bölgedeki askeri varlığını artırmama taahhüdünde bulunacak. Bu madde, İran’ın müzakere sürecinde askeri baskı altında tutulmaması için önemli görülüyor.
Tahran yönetimi, geçmişte ABD’nin müzakere masasında yaptırım ve askeri tehditleri baskı aracı olarak kullanmasına sert tepki göstermişti.
Taslak metne göre nihai anlaşmanın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bağlayıcı kararıyla uluslararası güvence altına alınması planlanıyor.
Bu madde, anlaşmanın yalnızca Washington yönetiminin siyasi iradesine bağlı kalmaması açısından önemli görülüyor. İran, daha önce ABD’nin anlaşmalardan tek taraflı çekilmesi nedeniyle uluslararası güvence talep ediyordu.
BMGK kararıyla güvence sağlanması, anlaşmanın bozulmasını zorlaştıracak bir mekanizma olarak değerlendiriliyor.
ABD Başkanı Donald Trump, daha önce mutabakat metnini kamuoyuyla paylaşacağını ve Kongre’nin incelemesine sunacağını açıklamıştı.
Ancak taslağın basına sızması, ABD içinde anlaşmanın içeriğine ilişkin tartışmaları daha da artırdı. Özellikle İran’ın mevcut nükleer programını koruması, petrol yaptırımlarının askıya alınması ve ABD güçlerinin bölgeden çekilme taahhüdü Washington’daki savaş yanlısı çevrelerde tepki çekebilir.
Trump yönetimi ise mutabakatı savaşın durdurulması ve Hürmüz’de petrol akışının yeniden başlaması açısından başarı olarak sunmaya çalışıyor.
Taslak metnin ortaya çıkması, işgal rejimi İsrail cephesinde de rahatsızlığa yol açtı.
Siyonist rejim, İran’ın nükleer programının tamamen tasfiye edilmesini, balistik füze kapasitesinin sınırlandırılmasını ve bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin sonlandırılmasını istiyor.
Ancak sızan taslak, bu başlıkların tamamının ilk aşamada kesin çözüme bağlanmadığını, 60 günlük müzakere sürecine bırakıldığını gösteriyor. Bu nedenle işgal rejimi İsrail’in anlaşma sürecini sabote etmeye çalışabileceği değerlendiriliyor.

Taslakta savaşın tüm cephelerde durdurulması öngörülse de işgal rejimi İsrail’in Lübnan ve Gazze’deki saldırganlığı sürecin en kırılgan noktası olmaya devam ediyor.
Gazze’de soykırımı sürdüren, Lübnan’da ateşkesi ihlal eden ve Suriye’ye saldırılar düzenleyen işgal rejimi İsrail, bölgesel barışın önündeki en büyük engel olarak görülüyor.
İran tarafı, Lübnan’a yönelik saldırıların durdurulması gerektiğini vurgularken, işgal rejimi İsrail’in bu mutabakata bağlı kalıp kalmayacağı büyük soru işareti olarak duruyor.
Taslak metin, Washington’un İran karşısında birçok kritik başlıkta geri adım attığını gösteriyor.
Deniz ablukasının kaldırılması, petrol yaptırımlarına muafiyet sağlanması, dondurulan varlıkların serbest bırakılması, yeni yaptırım uygulanmaması ve ABD güçlerinin çekilme taahhüdü, Tahran açısından önemli kazanımlar olarak öne çıkıyor.
Buna karşılık İran’ın temel taahhüdü, nükleer silah üretmeyeceğini yeniden beyan etmek ve nihai anlaşma müzakerelerine katılmak olarak görünüyor.
Sızan metnin nihai anlaşmayla birebir aynı olup olmadığı henüz net değil.
Bloomberg’in ulaştığı belge, müzakerelerde üzerinde uzlaşı sağlanan taslak olarak aktarılıyor. Ancak tarafların resmi imza öncesi bazı maddelerde değişiklik yapabileceği belirtiliyor.
Bu nedenle taslak, anlaşmanın yönünü gösterse de nihai hükümlerin ancak resmi metnin açıklanmasıyla netleşeceği ifade ediliyor.
ABD-İran mutabakat taslağı, Orta Doğu’da savaş geriliminin diplomasiyle geçici olarak durdurulabileceğine işaret ediyor.
Ancak kalıcı barış için yalnızca Washington ile Tahran arasındaki anlaşma yeterli görülmüyor. İşgal rejimi İsrail’in Gazze, Lübnan ve Suriye’deki saldırılarının durdurulması, ABD’nin Siyonist rejime verdiği koşulsuz desteğin sona ermesi ve bölge halklarının egemenlik haklarına saygı gösterilmesi gerekiyor.
Sızan taslak, ABD’nin İran karşısında sert baskı politikasından geri adım attığını ortaya koyarken, bölgedeki asıl sınavın mutabakatın uygulanması ve işgal rejimi İsrail’in sabotaj girişimlerinin önlenmesi olacağını gösteriyor.