News-1

Gündem

Hakan Fidan: İsrail Düşmansız Yaşayamaz, Türkiye’yi Düşman İlan Etme Arayışında

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail işgal rejiminin mevcut siyasi çizgisiyle düşmansız yaşayamadığını ve İran’dan sonra Türkiye’yi yeni bir hedef haline getirme arayışına girdiğini söyledi. Fidan, işgal rejimi liderliğinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşısında uzun süredir kompleks içinde olduğunu belirtirken, Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Rum kesiminin işgal rejimiyle kurduğu işbirliğinin daha fazla güvenlik değil, daha fazla kriz ve savaş riski ürettiğini vurguladı.

Eklenme: 14.04.2026 12:04
Bu Haberi
Paylaş

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bölgesel gerilimler, Doğu Akdeniz’deki denklem, Körfez güvenliği ve Siyonist işgal rejiminin Türkiye’ye yönelik yaklaşımına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Fidan, işgal rejiminin saldırgan siyasetinin yalnızca Filistin ve Lübnan’la sınırlı kalmadığını, bölgedeki her yeni krizde kendisine yeni bir düşman üretme ihtiyacı duyduğunu ifade etti. İran’dan sonra Türkiye’nin de bu çerçevede hedefe konulmaya çalışıldığını belirten Fidan, bunun sadece Netanyahu yönetiminin diliyle sınırlı olmadığını, işgal rejimi iç siyasetinde giderek daha kalıcı bir stratejiye dönüştürülmek istendiğini söyledi.

Türkiye’nin bölgesel dengeleme gücü, bağımsız diplomatik kapasitesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uluslararası etkisinin, işgal rejimi açısından rahatsızlık kaynağı haline geldiğini vurgulayan Fidan, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi çevrelemeye dönük girişimlerin de aynı zihniyetin uzantısı olduğunu kaydetti.

İŞGAL REJİMİ TÜRKİYE’Yİ YENİ HEDEF HALİNE GETİRMEK İSTİYOR

Hakan Fidan, Siyonist işgal rejiminin siyasi reflekslerinde düşmansız bir denklem kuramadığını belirterek, İran’dan sonra Türkiye’nin yeni düşman olarak kodlanmaya çalışıldığını söyledi. Bu yaklaşımın sadece Netanyahu hükümetine ait geçici bir siyasi dil olmadığını ifade eden Fidan, işgal rejimi içindeki bazı çevrelerin bu söylemi sokak siyaseti üzerinden besleyip zamanla devlet politikasına dönüştürmeye çalıştığını anlattı. Fidan’a göre, Türkiye’ye dönük bu yeni dil seçim hesaplarıyla beslenirken, aynı zamanda işgal rejiminin bölgedeki yayılmacı siyasetini meşrulaştırma aracı olarak da kullanılıyor.

ERDOĞAN KARŞISINDAKİ KOMPLEKS GİZLENEMİYOR

Fidan, işgal rejimi siyasi liderliğinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşısında bir kompleks içerisinde olduğunun artık açık biçimde görüldüğünü söyledi. Türkiye’nin stratejik dengesi ve dengeleme kapasitesi sayesinde, işgal rejiminin Ankara’yı istediği çizgiye çekemediğini belirten Fidan, bunun Tel Aviv yönetiminde ciddi bir rahatsızlık doğurduğunu ifade etti. Türkiye’nin Filistin ve Lübnan meselelerindeki tutumunun işgal rejiminin yayılmacı ve saldırgan politikalarıyla taban tabana zıt olduğunu vurgulayan Fidan, Ankara’nın kullandığı diplomatik yöntem, liderlik ağı ve uluslararası etki kapasitesinin işgal rejiminin propaganda dilini bozduğunu söyledi.

DOĞU AKDENİZ’DEKİ İTTİFAK ARAYIŞLARI GÜVENLİK GETİRMİYOR

Bakan Fidan, Yunanistan, Rum kesimi ve işgal rejimi arasında Doğu Akdeniz’de geliştirilen yakınlaşmanın bölgeye güvenlik değil, daha fazla güvensizlik ve çatışma getirdiğini belirtti. Türkiye’yi çevrelemeye yönelik izlenim veren girişimlerin uzun süredir Ankara’nın yakın takibinde olduğunu kaydeden Fidan, bu hattın başka bölge ülkelerini de aynı denkleme dahil etme çabası taşıdığını ancak Türkiye’nin zamanında müdahaleleriyle bu projelerin büyük ölçüde sınırlandığını ifade etti. Fidan, Yunanistan’ın Avrupa’da pek çok ülkenin benimsemediği riskli politikaları tek başına sahiplenmeye çalıştığını, Rum kesiminin ise yanlış hesaplarla daha büyük krizlerin içine sürüklendiğini söyledi.

YUNANİSTAN VE RUM KESİMİNE AÇIK UYARI

Fidan, Yunanistan ve Rum kesiminin işgal rejimiyle geliştirdiği askeri ve stratejik işbirliğinin kendi güvenliklerini artırmadığını, aksine onları daha büyük çatışmaların içine çektiğini söyledi. Türkiye’nin bu konuda hem Yunanistan’a hem de Rum tarafına açık uyarılarda bulunduğunu belirten Fidan, izlenen politikanın daha fazla güvenlik değil, daha fazla sorun ve savaş riski ürettiğini vurguladı. Yunanistan’ın zaten NATO üyesi, Rum kesiminin de Avrupa Birliği desteğine sahip olduğunu hatırlatan Fidan, buna rağmen işgal rejimiyle yeni askeri yakınlaşmalar aranmasının stratejik olarak izah edilemediğini dile getirdi.

BÖLGEDE YENİ GÜVENLİK PAKTI ÇAĞRISI

Körfez ve Orta Doğu’daki güvenlik mimarisine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Fidan, bölgede artık yeni bir güvenlik paktının kurulması gerektiğini söyledi. Ülkeler arasındaki temel problemin karşılıklı güvensizlik olduğunu ifade eden Fidan, her ülkenin birbirinin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve güvenliğine taahhütte bulunacağı bir çerçevenin oluşturulmasının zorunlu hale geldiğini belirtti. Böyle bir güvenlik zemini oluştuğunda ekonomik, ticari ve ulaştırma projelerinin de daha sağlıklı biçimde ilerleyebileceğini kaydeden Fidan, Türkiye’nin son iki yıldır bu vizyonu daha sistemli biçimde bölge liderleriyle paylaştığını ifade etti.

KALKINMA YOLU VE ENERJİ HATLARI STRATEJİK ÖNEM KAZANIYOR

Fidan, bölgedeki bağlantısallık projelerinin önemine de dikkat çekerek, özellikle Kalkınma Yolu Projesi’nin Körfez’den Türkiye’ye uzanan yeni bir jeoekonomik hat oluşturabileceğini söyledi. Faw Limanı’ndan Türkiye’ye uzanacak demir yolu, doğal gaz ve petrol boru hatları ile fiber altyapının yalnızca Irak için değil tüm bölge için yeni bir pozitif gündem oluşturduğunu belirten Fidan, bu tür projelerin hayata geçmesi halinde Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik baskının da kısmen azalacağını ifade etti.

Türkiye’nin enerji ve ulaştırma altyapısının önümüzdeki dönemde daha merkezi rol oynayacağını kaydeden Fidan, özellikle güneyden gelecek enerji akışının Türkiye’nin enerji merkezi olma hedefinde belirleyici olabileceğini söyledi.

KÖRFEZ’DE TÜRKİYE’NİN ROLÜ DAHA DA ARTABİLİR

Körfez ülkelerinin son yıllarda yaşadığı güvenlik sarsıntılarının Türkiye ile işbirliğini artırdığını belirten Fidan, özellikle savunma sanayii alanında Türk şirketlerinin önemli roller üstlendiğini söyledi. Husilerin saldırılarıyla başlayan süreçte Körfez ülkelerinin kendi savunma açıklarını daha net gördüğünü ifade eden Fidan, bu dönemde Türk savunma sanayiinin kapasitesinin daha iyi anlaşıldığını dile getirdi. Savaş sonrası dönemde bölge ülkelerinin Türkiye ile ilişkileri daha yapısal bir zemine taşımak istediğini belirten Fidan, Ankara’nın hem güvenlik hem ekonomi hem de diplomasi alanında yeni dönemin başat aktörlerinden biri olacağını vurguladı.