İşgal altındaki Filistin’in kuzeyindeki Celile bölgesinde doğduğu açıklanan bir “kızıl düve”, sözde Mabed örgütleri ve Siyonist çevrelerde heyecan oluşturdu. Filistinli uzmanlar, bu gelişmenin Mescid-i Aksa’nın statüsünü hedef alan dini, siyasi ve ideolojik projelerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirtiyor.
Eklenme: 17.06.2026 11:30İşgal rejimi İsrail’de faaliyet gösteren ve Mescid-i Aksa’nın bulunduğu alanı “Mabed Dağı” olarak adlandırarak sözde üçüncü mabedin inşasını savunan Siyonist örgütler, Celile bölgesinde doğan bir kızıl düvenin Tevrat’ta belirtilen şartlara uygun olduğunu öne sürdü.
Sözde Mabed Enstitüsü çevreleri bu gelişmeyi “ilahi işaret” şeklinde yorumlarken, Filistinli uzmanlar bunun sadece dini bir tartışma olmadığını, Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınları artırma ve kutsal mekanın statüsünü değiştirme planlarının parçası olduğunu vurguluyor.
İşgal altındaki Filistin’in kuzeyinde yer alan Celile bölgesinde doğduğu açıklanan kızıl düve, sözde Mabed hareketleri tarafından büyük bir heyecanla karşılandı.
Siyonist çevreler, hayvanın Tevrat’ta belirtilen bazı şartları taşıdığını öne sürerek bu gelişmeyi Mescid-i Aksa’nın bulunduğu alanda sözde mabed hedefleri açısından önemli bir aşama olarak sundu.
Sözde Mabed Enstitüsü, uzun yıllardır Tevrat’taki şartlara uygun bir kızıl düve arayışını sürdürüyor. Bu çevrelere göre kızıl düve ritüeli, sözde üçüncü mabed hedefinin dini altyapısında önemli bir yer tutuyor.

Mescid-i Aksa konusunda uzman isimlerden Abdullah Maruf, Celile’de doğan kızıl düvenin daha önce ABD’nin Teksas eyaletinden getirilen kızıl düvelerden farklı görüldüğünü belirtti.
Maruf’a göre bu hayvanın işgal altındaki Filistin topraklarında doğmuş olması, bazı hahamların Teksas’tan getirilen hayvanlara yönelttiği itirazları ortadan kaldırabilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor.
2022 yılında Teksas’tan getirilen beş kızıl düve de aynı amaç doğrultusunda gündeme gelmişti. Ancak bu hayvanların işgal altındaki Filistin toprakları dışında doğmuş olmaları nedeniyle bazı dini çevrelerde tartışma konusu olduğu belirtilmişti.
Sözde Mabed örgütlerine göre kızıl düve, Tevrat’ta geçen “arınma” ritüelinin uygulanabilmesi için gerekli görülüyor.
Bu çevreler, ritüelin yerine getirilmesi halinde Yahudilerin Mescid-i Aksa’nın bulunduğu alana daha geniş katılımla girmesinin ve sözde mabed planlarının dini açıdan meşrulaştırılmasının önünün açılacağını savunuyor.
Filistinli uzmanlara göre bu iddia, dini bir ritüel tartışmasından çok daha fazlasını ifade ediyor. Kızıl düve meselesi, Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınları artırma, mevcut statükoyu aşındırma ve kutsal alan üzerinde Siyonist kontrolü genişletme planlarının sembolik bir aracı olarak kullanılıyor.

Siyonist gruplar, Mescid-i Aksa’nın bulunduğu alanı “Mabed Dağı” olarak adlandırıyor ve burada sözde üçüncü mabedin inşa edilmesini hedefliyor.
Bu hedef, Mescid-i Aksa’nın İslami kimliğini, tarihî statüsünü ve Müslümanların kutsal mekan üzerindeki haklarını doğrudan tehdit ediyor.
Sözde Mabed hareketleri, son yıllarda işgal rejimi İsrail içindeki aşırı sağcı siyasetin desteğiyle daha görünür hale geldi. Bu gruplar, Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınları, ritüel denemelerini ve statükoyu değiştirme çağrılarını sistematik biçimde artırıyor.
Kaynaklara göre kızıl düvenin ritüel için kullanılabilmesi adına bazı özel şartlar taşıması gerekiyor.
Hayvanın tamamen kırmızı renkte olması, herhangi bir fiziksel kusurunun bulunmaması, daha önce doğum yapmamış olması ve tarım veya yük taşıma gibi işlerde kullanılmamış olması şart koşuluyor.
Bu özelliklerin eksiksiz şekilde bir araya gelmesi son derece nadir görülen bir durum olarak kabul ediliyor. Sözde Mabed Enstitüsü, geçmişte de birkaç kez uygun kızıl düve bulunduğunu duyurmuş ancak hayvanların büyüme sürecinde gerekli şartları kaybettiği açıklanmıştı.
Sözde Mabed Enstitüsü, 1986’dan bu yana sözde üçüncü mabed hedefi doğrultusunda dini objeler, ritüel hazırlıkları ve sembolik projeler üzerinde çalışıyor.
Enstitü, yalnızca kızıl düve meselesiyle değil, sözde mabed için gerekli olduğunu iddia ettiği eşyalar, kıyafetler, rahiplik hazırlıkları ve eğitim programlarıyla da gündeme geliyor.
Filistinli araştırmacılara göre bu çalışmalar, Siyonist rejimin Mescid-i Aksa üzerindeki iddialarını dini semboller üzerinden meşrulaştırma çabasının bir parçası.

Filistinli uzmanlar, kızıl düve tartışmasının son yıllarda Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınların artmasıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
İşgal güçleri korumasındaki fanatik Yahudi yerleşimciler, Mescid-i Aksa avlusuna sık sık baskın düzenliyor. Bu baskınlarda Talmudik ritüeller yapılmaya çalışılıyor, Müslümanların ibadet hakkı kısıtlanıyor ve kutsal mekanın statüsü fiilen aşındırılıyor.
Kızıl düve etrafında oluşturulan dini heyecan, bu baskınların daha geniş kitlelere yayılması ve Siyonist grupların Mescid-i Aksa üzerindeki taleplerinin normalleştirilmesi için kullanılıyor.
Mescid-i Aksa’nın mevcut statüsüne göre kutsal mekan Müslümanlara aittir ve burada gayrimüslimlerin ibadet etmesine izin verilmemektedir.
Ancak işgal rejimi İsrail, yıllardır bu statükoyu adım adım aşındırmaya çalışıyor. Fanatik yerleşimcilerin baskınlarına izin verilmesi, işgal güçlerinin Müslümanlara yönelik kısıtlamaları, kapı kontrolleri ve ibadet yasakları bu sürecin parçaları olarak görülüyor.
Kızıl düve meselesi de bu statüko değişikliği hedefinin dini ve sembolik gerekçesi olarak öne çıkarılıyor.
Filistinli uzmanlar, Celile’de doğan kızıl düve üzerinden oluşturulan gündemin hafife alınmaması gerektiği uyarısında bulunuyor.
Uzmanlara göre sözde Mabed hareketleri, her dini sembolü Mescid-i Aksa üzerindeki işgal planları için siyasi bir araca dönüştürüyor. Bu nedenle kızıl düve tartışması, yalnızca fanatik grupların inanç meselesi olarak değil, işgal rejimi İsrail’in Kudüs politikalarının parçası olarak ele alınmalı.
Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınların ve Yahudileştirme hamlelerinin arttığı bir dönemde bu tür açıklamalar, Siyonist çevrelerin hedeflerini yeniden gündeme taşıyor.
İşgal rejimi İsrail, Kudüs’ün İslami ve Filistinli kimliğini hedef alan politikalarını uzun süredir sürdürüyor.
Ev yıkımları, zorla tahliyeler, yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesi, Filistinlilere yönelik kimlik ve ikamet baskıları, Mescid-i Aksa çevresindeki kazılar ve baskınlar bu politikanın farklı boyutlarını oluşturuyor.
Kızıl düve tartışması da Kudüs’ü Yahudileştirme politikasının dini sembollerle desteklenmeye çalışılan yeni bir aşaması olarak görülüyor.

İşgal rejimi İsrail, Mescid-i Aksa’ya baskın düzenleyen fanatik yerleşimci gruplara uzun süredir koruma sağlıyor.
İşgal güçleri, yerleşimcilerin baskınları sırasında Müslümanları engelliyor, kapıları kapatıyor, cemaatin girişini kısıtlıyor ve bazı dönemlerde gençleri Mescid-i Aksa’dan uzaklaştırıyor.
Bu durum, sözde Mabed hareketlerinin yalnızca marjinal dini gruplar olmadığını, işgal rejiminin güvenlik ve siyasi desteğiyle hareket ettiğini gösteriyor.
Kızıl düve meselesi görünürde dini bir ritüel tartışması gibi sunulsa da asıl hedefin Mescid-i Aksa’nın statüsü olduğu belirtiliyor.
Siyonist çevreler, dini semboller üzerinden işgali normalleştirmeye, Yahudileştirme politikalarını meşrulaştırmaya ve Kudüs’teki fiili durumu değiştirmeye çalışıyor.
Filistinli uzmanlara göre Celile’de doğan kızıl düveye duyulan heyecan, işgal rejiminin Mescid-i Aksa’ya yönelik uzun vadeli planlarının yeni bir göstergesi olarak okunmalı.