News-1

Sıcak Bölgeler

İsrail, 7 Ekim'den Bu Yana Topraklarını 1.000 km² Genişletti

Financial Times’ın hesaplamasına göre İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze, Güney Lübnan ve Suriye’de yaklaşık 1000 kilometrekarelik alanı kontrol altına aldı. İşgal rejimi bu yayılmayı “güvenlik bölgesi” söylemiyle savunurken, milyonlarca kişi yerinden edildi ve bölgede uzun vadeli işgal endişesi büyüdü.

Eklenme: 19.05.2026 13:20
Bu Haberi
Paylaş

İsrail işgal rejimi, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze, Güney Lübnan ve Suriye’de yaklaşık 1000 kilometrekarelik alanı ele geçirdi.

Financial Times’ın hesaplamasına göre bu alan, İsrail’in 1949 sınırları içindeki yüzölçümünün yaklaşık yüzde 5’ine denk geliyor. Ele geçirilen bölgelerin büyük kısmı Güney Lübnan’da bulunurken, geri kalan alan Gazze ve Suriye’deki işgal bölgelerinden oluşuyor.

İsrail, bu genişlemeyi “güvenlik bölgesi” iddiasıyla savunsa da sahadaki tablo, Filistinliler, Lübnanlılar ve Suriyeliler açısından kitlesel yerinden edilme, şehirlerin yıkımı ve kalıcı işgal korkusu anlamına geliyor.

İSRAİL ÜÇ CEPHEDE TOPRAK GENİŞLETTİ

İsrail ordusu, 7 Ekim 2023 sonrasında başlattığı yeni askeri strateji kapsamında Gazze, Lübnan ve Suriye’de yeni alanları kontrol altına aldı.

Financial Times’ın hesaplamasına göre işgal rejimi, bu süreçte yaklaşık 1000 kilometrekarelik toprağı fiilen ele geçirdi. Bu alanın büyük bölümü Güney Lübnan’da, geri kalan kısmı ise Gazze Şeridi ve Suriye’de bulunuyor.

İsrail yönetimi, bu bölgelerdeki askeri varlığını “güvenlik” gerekçesiyle açıklıyor. Ancak aşırı sağcı İsrailli siyasetçilerin ve yerleşimci grupların daha geniş toprak hedeflerini açıkça savunması, işgalin geçici değil kalıcı hale getirilmek istendiği endişesini güçlendiriyor.

GAZZE’NİN YARISINDAN FAZLASI İSRAİL KONTROLÜNDE

Financial Times’a göre İsrail güçleri, Gazze Şeridi’nin yarısından fazlasını kontrol ediyor. İşgal ordusu, Gazze içinde yeni tampon bölgeler oluşturarak Filistinlilerin yaşam alanlarını daha da daralttı.

Savaş öncesinde Gazze’nin tamamında yaşayan yaklaşık 2 milyon Filistinli, bugün eski topraklarının yalnızca yüzde 40’ına sıkıştırılmış durumda. Bu tablo, İsrail’in Gazze’de yalnızca askeri operasyon yürütmediğini, aynı zamanda Filistin halkını sistematik şekilde yerinden ederek coğrafi bir kuşatma düzeni kurduğunu gösteriyor.

Gazze’deki yerinden edilme, açlık, altyapı yıkımı ve sağlık sisteminin çöküşü, İsrail’in kontrol ettiği alanların genişlemesiyle daha da ağırlaştı.

LÜBNAN’DA “GÜVENLİK BÖLGESİ” ADIYLA YENİ İŞGAL

Ele geçirilen yaklaşık 1000 kilometrekarelik alanın önemli bir bölümü Güney Lübnan’da bulunuyor. İsrail, burada Hizbullah’a karşı “güvenlik bölgesi” oluşturduğunu ileri sürüyor.

İsrail güçlerinin bazı noktalarda Lübnan içlerine doğru 12 kilometreye kadar ilerlediği belirtiliyor. Tel Aviv yönetimi, bu hattı kuzeydeki yerleşim alanlarını koruma gerekçesiyle savunsa da Lübnan tarafı bu durumu açık bir işgal olarak değerlendiriyor.

Güney Lübnan’da köylerin boşalması, sivillerin yerinden edilmesi ve tarım arazilerinin zarar görmesi, İsrail’in “güvenlik” söyleminin sahada yeni bir yıkım dalgasına dönüştüğünü ortaya koyuyor.

SURİYE’DE İŞGAL GENİŞLİYOR

İsrail’in 7 Ekim sonrasında kontrol altına aldığı bölgelerden biri de Suriye oldu. İsrail ordusu, Suriye’deki işgal alanlarını genişletirken bunu stratejik savunma ihtiyacıyla gerekçelendiriyor.

Suriye’deki işgal, özellikle Golan hattı ve çevresindeki askeri hareketlilikle bağlantılı şekilde değerlendiriliyor. İsrail, uzun yıllardır Suriye topraklarına yönelik hava saldırıları ve kara ihlalleriyle bölgedeki istikrarsızlığı derinleştiriyor.

Bu yeni genişleme, İsrail’in yalnızca Filistin’de değil, komşu ülkelerde de toprak kontrolü kurmaya dayalı bir strateji izlediğini gösteriyor.

NETANYAHU’NUN YENİ İŞGAL STRATEJİSİ

Soykırımcı Netanyahu’nun 7 Ekim sonrası izlediği askeri strateji, artık yalnızca tehditleri sınır dışında tutmaya değil, komşu bölgelerde doğrudan toprak kontrolü kurmaya dayanıyor.

Bu yaklaşım, Gazze’de tampon bölgeler, Güney Lübnan’da güvenlik kuşağı ve Suriye’de genişletilmiş askeri kontrol alanlarıyla sahaya yansıyor.

İsrail yönetimi bu adımları savunma ihtiyacı olarak sunsa da ortaya çıkan tablo, işgal rejiminin sınırlarını fiilen genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu durum, bölgede uzun vadeli ve daha büyük bir çatışma riskini artırıyor.

RADİKAL SİYONİSTLER İŞGALİN GENİŞLEMESİNİ İSTİYOR

İsrail’deki radikal Siyonist gruplar, ele geçirilen bölgelerin geçici olarak değil kalıcı biçimde İsrail kontrolünde kalmasını savunuyor.

Netanyahu hükümetindeki Siyonist çevreler, Gazze’nin yeniden yerleşime açılması, Güney Lübnan’da daha geniş bir tampon bölge kurulması ve Suriye’de işgal alanlarının güçlendirilmesi yönünde baskı yapıyor.

Bu talepler, İsrail’in “güvenlik” gerekçesiyle başlattığı askeri genişlemenin zamanla ilhak ve kalıcı işgal politikasına dönüşebileceği endişesini artırıyor.

MİLYONLARCA KİŞİ YERİNDEN EDİLDİ

İsrail’in Gazze, Lübnan ve Suriye’deki askeri genişlemesi milyonlarca kişiyi doğrudan etkiledi. En ağır tablo Gazze’de yaşanırken, Lübnan’ın güneyindeki siviller ve Suriye’deki sınır bölgelerinde yaşayan halk da İsrail saldırıları ve askeri baskı nedeniyle yerinden edildi.

Gazze’de neredeyse tüm nüfus birden fazla kez zorla göç etmek zorunda kaldı. İnsanlar dar alanlara sıkıştırıldı, çadır kamplarda yaşamaya mahkûm edildi ve temel ihtiyaçlara erişimden mahrum bırakıldı.

Lübnan ve Suriye’de de İsrail’in “güvenlik bölgesi” adı altında yürüttüğü saldırılar, sivillerin köylerini ve geçim kaynaklarını kaybetmesine yol açtı.

İŞGAL REJİMİ BÖLGEYİ KALICI KRİZE SÜRÜKLÜYOR

İsrail’in toprak kontrolünü genişletmesi, Orta Doğu’da kalıcı işgal ve yeni sınır dayatması korkusunu büyüttü.

Gazze, Lübnan ve Suriye’de oluşturulan tampon bölgeler, resmi olarak geçici güvenlik tedbiri gibi sunulsa da geçmişte Batı Şeria’da yaşanan işgal ve yerleşimci genişlemesi, bu tür adımların kalıcı hale gelebileceğini gösteriyor.

Filistinliler, Lübnanlılar ve Suriyeliler açısından bu süreç yalnızca askeri bir gelişme değil, toprak kaybı, demografik baskı ve uzun süreli işgal tehdidi anlamına geliyor.

ABD DESTEĞİ İSRAİL’İ CESARETLENDİRİYOR

İsrail’in Gazze, Lübnan ve Suriye’deki genişleme politikası, ABD’nin sağladığı siyasi, askeri ve diplomatik destek olmadan sürdürülemez bir noktada duruyor.

Washington yönetimi, İsrail’in saldırılarını çoğu zaman “meşru müdafaa” söylemiyle savunurken, sahada işgal rejimi yeni alanları kontrol altına alıyor, sivilleri yerinden ediyor ve bölgedeki sınırları fiilen değiştirmeye çalışıyor.

ABD’nin İsrail’e verdiği sınırsız destek, yalnızca Gazze’deki soykırımı değil, Lübnan ve Suriye’deki toprak genişlemesini de cesaretlendiren ana faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.

FİLİSTİN’DEN LÜBNAN’A UZANAN İŞGAL HATTI

İsrail’in 7 Ekim’den bu yana ele geçirdiği 1000 kilometrekarelik alan, işgal rejiminin bölgesel hedeflerinin yalnızca Gazze ile sınırlı olmadığını gösteriyor.

Gazze’de Filistinlileri dar alanlara sıkıştıran, Güney Lübnan’da güvenlik bölgesi oluşturan ve Suriye’de askeri kontrolünü genişleten İsrail, yeni bir bölgesel işgal hattı inşa ediyor.

Bu durum, Müslüman coğrafya açısından daha büyük bir tehdit tablosu ortaya çıkarıyor. İsrail’in yayılmacı siyaseti, Filistin, Lübnan ve Suriye halklarının güvenliğini hedef alırken, bölge ülkelerinin egemenliğini de doğrudan tehdit ediyor.

KALICI İŞGAL ENDİŞESİ BÜYÜYOR

Financial Times’ın ortaya koyduğu tablo, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana yalnızca askeri saldırılarla değil, toprak kontrolünü genişleten yeni bir işgal stratejisiyle hareket ettiğini gösteriyor.

Gazze’nin yarısından fazlasının kontrol edilmesi, Lübnan’da geniş güvenlik bölgeleri oluşturulması ve Suriye’de yeni alanların ele geçirilmesi, işgal rejiminin uzun vadeli hedeflerine dair ciddi soru işaretleri oluşturuyor.

İsrail, bu politikayla milyonlarca insanı yerinden ederken, bölgeyi daha derin bir istikrarsızlığa sürüklüyor. Filistin, Lübnan ve Suriye’de yaşananlar, işgal rejiminin “güvenlik” söylemiyle toprak genişletme siyasetini sürdürdüğünü açıkça ortaya koyuyor.