Yunanistan’da devletin atadığı müftüleri protesto eden 4 Batı Trakya Türkü’ne 17’şer ay hapis cezası verildi. Karar, Batı Trakya Türk Azınlığı tarafından dini özgürlüklere, müftülük hakkına ve azınlık iradesine yönelik yeni bir baskı adımı olarak değerlendirildi.
Eklenme: 22.06.2026 17:48Yunanistan, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın dini özgürlük taleplerini görmezden gelmeyi sürdürüyor. İskeçe’de Yunan devletinin atadığı müftülerin Çınar Camii’ne girişini engelledikleri gerekçesiyle yargılanan Hüseyin Baltacı, Ozan Ahmetoğlu, Bahri Belço ve Murat Köse’ye 17’şer ay hapis cezası verildi.
Mahkeme, cezaların ertelenmesine ve para cezasına çevrilmesine hükmetti. Batı Trakya Türkleri ise kararın yalnızca 4 kişiyi değil, bütün azınlığın dini özerklik talebini hedef aldığını belirterek hukuki mücadelenin sürdürüleceğini açıkladı.
İskeçe Mahkemesi’nde görülen davada, Yunan devletinin atadığı müftüleri protesto eden 4 Batı Trakya Türkü hakkında karar açıklandı.
Mahkeme, Hüseyin Baltacı, Ozan Ahmetoğlu, Bahri Belço ve Murat Köse’yi haklarında yöneltilen suçlamalardan dolayı 17’şer ay hapis cezasına çarptırdı. Cezaların ertelenmesine ve para cezasına çevrilmesine karar verildi.
Sabah saatlerinde başlayan duruşma gece geç saatlere kadar sürdü. Mahkeme önünde toplanan çok sayıda Batı Trakya Türkü, yargılanan soydaşlarına destek verdi. Yoğun güvenlik önlemleri altında yapılan duruşmayı seçilmiş müftüler, milletvekilleri, belediye başkanları, azınlık kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, hukukçular ve çok sayıda soydaş takip etti.
Kararın ardından açıklama yapan Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı ve İskeçe Seçilmiş Müftüsü Mustafa Trampa, davanın yalnızca 4 kişiyi değil, bütün Batı Trakya Türk toplumunu ilgilendirdiğini söyledi.
Trampa, yargılanan kişilerin mahkemede Batı Trakya Türklerinin dini özgürlükler ve azınlık haklarına ilişkin görüşlerini dile getirdiğini belirtti.
Mahkeme önünde yaşanan bazı gerginliklere rağmen Batı Trakya Türklerinin sağduyulu davrandığını ifade eden Trampa, toplumun haklarını demokratik ve hukuki yollarla savunmaya devam edeceğini vurguladı.

Sanıkların avukatı Ahmet Kara, mahkeme kararını kabul etmediklerini ve istinaf yoluna başvuracaklarını açıkladı.
Kara, davanın hukuki boyutunun yanında siyasi bir yön de kazandığını belirterek, yargılama sürecinde yaşanan bazı gelişmelerin bu kanaati güçlendirdiğini söyledi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Batı Trakya Türk Azınlığı’yla ilgili kararlarının mahkemeye sunulduğunu belirten Kara, bu kararların yeterince dikkate alınmadığını ifade etti.
Kara, istinaf sürecinin ardından gerekirse dosyanın daha üst yargı mercilerine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınabileceğini kaydetti.
Hapis cezası verilen Hüseyin Baltacı, Ozan Ahmetoğlu, Bahri Belço ve Murat Köse de ortak açıklama yayımlayarak karara karşı tüm yasal haklarını kullanacaklarını bildirdi.
Açıklamada, dava sürecinde ortaya konulan dayanışmanın, meselenin sadece 4 kişinin yargılanmasından ibaret olmadığını gösterdiği belirtildi.
Sanıklar, davanın Batı Trakya Türk Azınlığı’nın dini özgürlükleri, kurumlarına sahip çıkma iradesi ve demokratik haklarıyla ilgili olduğunu vurguladı.
İskeçe Çınar Camii’nde yaşananların münferit bir olay olarak değerlendirilemeyeceği belirtilen açıklamada, olayın Batı Trakya Türk Azınlığı’nın yıllardır devam eden müftülük meselesinin bir yansıması olduğu ifade edildi.
Açıklamada, olay günü herhangi bir hakaret, şiddet veya zor kullanma eyleminde bulunulmadığı, tepkinin demokratik ve barışçıl yöntemlerle ortaya konulduğu kaydedildi.
Yunanistan’da Batı Trakya Türk Azınlığı’nın dini liderleri olan müftüler ve azınlığa ait vakıfların idare heyetleri devlet tarafından atama yoluyla belirleniyor.
Batı Trakya Türkleri ise bu uygulamaya karşı çıkarak kendi seçtikleri müftülerin görev yapmasını istiyor.
Azınlık temsilcileri, müftülük meselesinin yalnızca idari bir konu olmadığını, dini özgürlükler, toplumsal irade ve azınlık haklarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtiyor.
11 Ekim 2024’te İskeçe Medresesi’nin açılışının ardından Yunan devletince atanan müftüler, İskeçe’deki Çınar Camii’nde cuma namazı kılmak istemişti.
Batı Trakya Türkleri ise devlet tarafından atanan müftüleri kabul etmediklerini belirterek duruma tepki göstermişti. Bunun üzerine yaşanan olaylar gerekçe gösterilerek 4 Batı Trakya Türkü hakkında dava açılmıştı.
Mahkemenin verdiği karar, Batı Trakya Türk Azınlığı tarafından devlet eliyle dayatılan dini temsil anlayışına karşı çıkanlara yönelik baskı olarak değerlendirildi.

Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu da karara tepki göstererek yargılanan Batı Trakya Türklerine destek verdi.
Federasyon, kararın Batı Trakya Türk Azınlığı’nın dini özgürlükleri ve müftülük meselesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı.
Açıklamada, Yunanistan’ın müftüleri devlet eliyle atamasının azınlığın dini özerkliğini zedelediği belirtilerek, mahkeme kararının Batı Trakya Türklerinin kendi kurumlarına sahip çıkma iradesini hedef aldığı ifade edildi.
Batı Trakyalı Türkler, Polonya’da yaşayan Yunan topluluğunun ulusal azınlık olarak tanınmasını da Yunanistan’ın azınlık politikalarına karşı örnek gösterdi.
Polonya, yaklaşık 6 bin 500 kişilik Yunan topluluğunu ülkenin 10. ulusal azınlığı olarak tanıdı. Bu adımla Yunan topluluğuna kültürel, eğitimsel ve dilsel haklar konusunda güvenceler sağlandı.
Batı Trakya Türkleri ise Yunanistan’ın kendi soydaşları başka ülkelerde azınlık hakkı elde ederken, Batı Trakya’daki Türk kimliğini tanımamasına tepki gösterdi.
Yunanistan’ın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen adında Türk kelimesi bulunan derneklerin resmi faaliyetlerine izin vermemesi, Batı Trakya Türklerinin yıllardır dile getirdiği temel hak ihlallerinden biri olarak öne çıkıyor.
Batı Trakya’da Türk azınlığın haklarında geçmiş yıllara göre bazı iyileşmeler yaşansa da Yunanistan’ın Türk kimliğini reddetme politikası devam ediyor.
Yunan makamları, Batı Trakya Türklerinin dini liderlerini seçme hakkını tanımadığı gibi, Türk kimliğini taşıyan kurumların faaliyetlerine de çeşitli engeller çıkarıyor.
Son mahkeme kararı, Yunanistan’ın azınlık hakları, dini özgürlükler ve demokratik temsil konusunda Batı Trakya Türklerine yönelik baskıcı yaklaşımını bir kez daha gündeme taşıdı.