İşgal rejimi basınında yayımlanan bir analizde, İran’la savaşın sona ermesi halinde siyonist rejimin yeni stratejik rakibinin Türkiye veya Pakistan olabileceği öne sürüldü. Maariv’de yayımlanan değerlendirmede, İran’ın son savaş ve ekonomik baskılar nedeniyle eski rolünü sürdürmekte zorlanabileceği savunulurken, bölgedeki yeni jeopolitik denklemde Türkiye ve Pakistan’ın öne çıktığı iddia edildi.
Eklenme: 17.04.2026 14:29 | Güncelleme: 17.04.2026 14:31İşgal rejimi basınında yayımlanan yeni bir analiz, Siyonist rejimin önümüzdeki dönemde yeni bir “düşman” arayışına girdiğini gözler önüne serdi. İsrailli analist Boaz Golani tarafından kaleme alınan değerlendirmede, İran’la yürütülen savaşın sona ermesi halinde işgal rejiminin karşısına çıkabilecek yeni stratejik rakibin Türkiye veya Pakistan olabileceği öne sürüldü. Analizde, Orta Doğu’daki jeopolitik dengenin değiştiği savunulurken, İran’ın uzun yıllardır üstlendiği “başlıca rakip” rolünü askeri ve ekonomik yıpranma nedeniyle sürdürmekte zorlanabileceği ifade edildi. Bu yaklaşım, işgal rejiminin yalnızca mevcut tehdit algısıyla değil, savaş sonrası dönemde yeni hedefler ve yeni gerilim alanları oluşturmaya dönük zihniyetiyle de dikkat çekti.
Golani’nin analizinde, İran’ın bugüne kadar işgal rejimi açısından en önemli stratejik rakip olduğu, ancak son savaş ve derinleşen ekonomik baskılar nedeniyle bu konumunun zayıflayabileceği iddia edildi. Yazıda, böyle bir durumda oluşacak boşluğu doldurabilecek ülkeler arasında Türkiye ve Pakistan’ın öne çıktığı savunuldu. Analiste göre, iki ülkenin de büyük nüfus, güçlü ordu kapasitesi ve bölgesel etki alanı nedeniyle işgal rejimi açısından yeni bir stratejik meydan okuma oluşturabileceği değerlendiriliyor.
Hakan Fidan İsrail'in Yeni Düşmanını Açıkladı
— Afroasya Today (@afroasyatoday) April 13, 2026
⚫️Dışişleri Bakanı Hakan Fidan konuk olduğu programda İsrail'in düşmansız var olmasının mümkün olmadığını belirtti. Fidan konuşmasında, İsrail'in İran'dan sonraki yeni hedefinin Türkiye olacağını belirtti. pic.twitter.com/Ax8RU4cGyf
Analizde Türkiye ile Pakistan’ın benzer bazı özellikler taşıdığı öne sürüldü. Her iki ülkenin de büyük askeri kapasiteye sahip olduğu, geniş nüfuslarıyla bölgesel güç niteliği taşıdığı ve ABD ile belirli düzeylerde ilişki yürüttüğü vurgulandı. Bununla birlikte işgal rejimi basınında bu iki ülkenin aynı çerçevede anılması, Tel Aviv’in bölgesel tehdit algısında yeni bir sayfa açmaya hazırlandığı şeklinde yorumlandı. Özellikle Türkiye’nin son dönemde Gazze, Suriye ve bölgesel diplomasi başlıklarında daha görünür ve etkili bir tutum sergilemesi, işgal rejimindeki rahatsızlığın temel nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Yazıda Türkiye ile işgal rejimi arasında son dönemde artan diplomatik gerilim de özel bir başlık olarak işlendi. Gazze’de süren saldırılar, Filistin konusundaki sert açıklamalar ve Suriye sahasında artan nüfuz mücadelesi nedeniyle Ankara ile Tel Aviv hattındaki tansiyonun yükseldiği belirtildi. Analizde, Netanyahu ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yaşanan sert söylem savaşının da bu gerilimi daha görünür hale getirdiği kaydedildi. İsrail tarafının Türkiye’ye yönelik saldırgan dilinin, yalnızca anlık siyasi çıkışlardan değil, daha derin bir stratejik huzursuzluktan kaynaklandığı anlaşılıyor.
İsrailli çevreler, Türkiye ile yaşanabilecek olası bir rekabetin merkezinde özellikle Suriye’deki gelişmelerin yer alabileceğini düşünüyor. Suriye’de sahadaki denklemin yeniden şekillenmesi, Türkiye’nin güvenlik ve etki kapasitesinin artması, işgal rejimi açısından yeni bir baskı unsuru olarak okunuyor. Bu nedenle analiz, Türkiye ile işgal rejimi arasında ilerleyen dönemde yalnızca diplomatik değil, bölgesel nüfuz eksenli daha geniş bir gerilim hattı oluşabileceği imasında bulunuyor.

Analizde Pakistan’ın adının öne çıkarılması da dikkat çekici bulundu. İran savaşı sırasında Pakistan’ın yürütülen diplomatik temaslarda aktif bir rol üstlenmesi ve bazı Pakistanlı yetkililerin işgal rejimine yönelik sert açıklamalar yapması, Tel Aviv’de dikkatle takip edilmiş görünüyor. Özellikle Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Muhammed Asif’ın İsrail’e yönelik ağır eleştirileri, işgal rejimi medyasında bu ülkenin de yeni dönemde stratejik rakipler arasında değerlendirilebileceği yorumlarını güçlendirdi.
Golani’nin değerlendirmesinde en dikkat çeken unsurlardan biri de işgal rejiminin bu olası yeni dönemde en büyük kozunun ABD ile ilişkileri olduğunu açık biçimde vurgulaması oldu. Analist, Türkiye veya Pakistan’dan hangisinin öne çıkacağının kendi kontrollerinde olmadığını, ancak her iki seçeneğin de işgal rejimi açısından ciddi bir sorun anlamına geldiğini savundu. Bu nedenle Tel Aviv’in Washington’la ilişkilerini her koşulda koruması gerektiği ifade edildi. Bu yaklaşım, Siyonist rejimin bölgesel krizleri yönetmekten çok, ABD desteğine dayanarak yeni cepheler kurma refleksini sürdürdüğünü gösteriyor.
İşgal rejimi basınında yer alan bu tür analizler, Tel Aviv’in savaş sonrası dönemde yeni tehdit başlıkları oluşturmaya hazırlandığını ortaya koyuyor. İran merkezli gerilimin zayıflaması halinde Türkiye ve Pakistan gibi bölgesel aktörlerin yeni hedefler olarak işaret edilmesi, işgal rejiminin düşmansız bir siyaset kuramadığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor. Özellikle Gazze’deki katliamların, Suriye’deki rekabetin ve bölgesel güç mücadelelerinin devam ettiği bir dönemde, Türkiye ve Pakistan’ın aynı güvenlik söylemi içinde anılması yeni propaganda ve gerilim dalgalarının habercisi olarak görülüyor.