ABD basınında yer alan gizli istihbarat değerlendirmeleri, Trump yönetiminin “İran ordusu paramparça edildi” söyleminin gerçeği yansıtmadığını ortaya koydu. Değerlendirmelere göre İran, füze stokunun önemli bölümünü ve Hürmüz Boğazı çevresindeki füze üslerinin büyük kısmını kullanabilir durumda tutuyor.
Eklenme: 13.05.2026 11:19 | Güncelleme: 13.05.2026 11:24ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İran ordusunun “paramparça edildiği” yönündeki açıklamalarına rağmen, ABD istihbaratına dayandırılan yeni değerlendirmeler farklı bir tablo ortaya koydu.
New York Times’ın gizli belgelere dayandırdığı özel haberine göre İran, ABD ve İsrail saldırılarına rağmen füze kapasitesinin büyük bölümünü koruyor. Tahran’ın Hürmüz Boğazı çevresindeki 33 füze üssünden 30’una yeniden operasyonel erişim sağladığı, savaş öncesi füze stokunun yaklaşık yüzde 70’ini ve mobil fırlatma araçlarının önemli kısmını elinde tuttuğu belirtildi.
Bu değerlendirme, Washington’un İran’a karşı yürüttüğü askeri baskı politikasının sahada beklenen sonucu vermediğini gösterirken, Beyaz Saray ve Pentagon iddialara sert tepki gösterdi.
ABD yönetimi, İran’a yönelik saldırıların ardından Tahran’ın askeri gücünün büyük ölçüde yok edildiğini savunuyordu. Başkan Donald Trump ve yönetiminden birçok isim, İran ordusunun artık ciddi bir tehdit oluşturamayacak hale getirildiğini ileri sürmüştü.
Ancak ABD basınına yansıyan gizli istihbarat değerlendirmeleri, bu söylemin abartılı olduğunu ortaya koydu. Değerlendirmelere göre İran, özellikle füze kapasitesi bakımından hâlâ ciddi bir askeri caydırıcılığa sahip.
Bu tablo, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü saldırıların stratejik hedeflerine ulaşıp ulaşmadığı konusunda Washington içinde de tartışma başlattı.

New York Times’ın mayıs ayına ait gizli istihbarat belgelerine dayandırdığı haberine göre İran, Hürmüz Boğazı çevresindeki 33 füze üssünün 30’una yeniden operasyonel erişim sağladı.
Hürmüz Boğazı, dünya enerji sevkiyatı açısından kritik bir geçiş noktası olduğu için bu bölgedeki füze kapasitesi stratejik önem taşıyor. İran’ın bu hat üzerindeki askeri varlığını büyük ölçüde koruması, ABD donanması ve bölgedeki enerji hatları açısından Washington’un hesaplarını zorlaştıran bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
ABD’nin saldırılarla İran’ı tamamen etkisiz hale getirdiği yönündeki söylemi, bu istihbarat değerlendirmesiyle birlikte ciddi biçimde sorgulanmaya başladı.
Haberde, İran’ın savaş öncesi füze stokunun yaklaşık yüzde 70’ini hâlâ elinde bulundurduğu öne sürüldü. Ayrıca Tahran’ın mobil füze fırlatma araçlarının önemli bölümünü de koruduğu belirtildi.
Mobil fırlatma araçları, İran’ın füze kapasitesinin en kritik unsurları arasında görülüyor. Bu araçlar sayesinde İran, saldırı altında dahi füze sistemlerini farklı noktalara taşıyabiliyor ve sabit hedeflere bağımlı kalmadan karşılık verme kapasitesini sürdürebiliyor.
Bu durum, ABD ve İsrail’in hava saldırılarının İran’ın füze kapasitesini tamamen ortadan kaldırmadığını, aksine Tahran’ın önemli bir bölümünü korumayı başardığını gösteriyor.

ABD istihbarat değerlendirmelerinde, İran’ın ülke genelindeki yer altı füze depolama ve fırlatma tesislerinin neredeyse yüzde 90’ının “kısmen ya da tamamen çalışabilir” hale getirildiği iddiasına da yer verildi.
İran’ın yıllardır geliştirdiği yer altı askeri altyapısı, ABD ve İsrail saldırılarına karşı en önemli savunma hatlarından biri olarak biliniyor. Tahran’ın bu tesisleri kısa sürede yeniden kullanabilir hale getirmesi, İran’ın askeri altyapısının sanılandan daha dayanıklı olduğunu ortaya koydu.
Bu gelişme, ABD’nin “ezici askeri başarı” söyleminin sahadaki gerçeklikle örtüşmediği yönündeki eleştirileri güçlendirdi.
Beyaz Saray, istihbarat değerlendirmelerinin basına yansımasının ardından haberleri reddeden sert açıklamalarda bulundu. Beyaz Saray Sözcü Yardımcısı Olivia Wales, İran ordusunun “ezildiği” yönündeki önceki açıklamaları yineledi.
Wales, İran’ın askeri kapasitesini yeniden toparladığını düşünenlerin “ya kendini kandırdığını ya da Devrim Muhafızlarının sözcülüğünü yaptığını” savundu.
ABD yönetiminin bu sert tepkisi, Washington’un İran konusunda kamuoyuna verdiği mesaj ile gizli değerlendirmeler arasında ciddi bir çelişki bulunduğu yönündeki yorumları artırdı.
ABD Başkanı Donald Trump da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İran ordusunun hâlâ güçlü olduğunu ima eden değerlendirmelere tepki gösterdi.
Trump, İran ordusunun iyi durumda olduğunu söylemenin “neredeyse vatana ihanet” sayılacağını yazdı. Bu açıklama, ABD yönetiminin İran’a yönelik askeri operasyonların sonuçlarına dair eleştirilere tahammülsüz yaklaştığını gösterdi.
Trump’ın tepkisi, savaşın maliyeti, bölgesel etkileri ve İran’ın askeri kapasitesinin korunması gibi başlıklarda ABD kamuoyunda yeni tartışmaların önünü açtı.
Pentagon da istihbarat haberlerine tepki göstererek ABD’nin İran’a yönelik saldırılarını “tarihi başarı” olarak savundu.

Pentagon Sözcü Yardımcısı Joel Valdez, New York Times ve benzeri yayın organlarının İran’a yönelik operasyonları sorgulamasını eleştirdi. Valdez, medyanın “Epik Öfke Harekatı”nı tarihi bir başarı olarak nitelendirmek yerine İran’a halkla ilişkiler desteği sunduğunu savundu.
Pentagon’un bu açıklaması, ABD askeri bürokrasisinin operasyonların sonuçlarına ilişkin kamuoyunda oluşan şüpheleri bastırmaya çalıştığı şeklinde yorumlandı.
İran’ın füze kapasitesini büyük ölçüde koruduğuna yönelik değerlendirmeler, ABD ve İsrail’in askeri baskı politikasının beklenen sonucu vermediğini gösteriyor.
Washington ve Tel Aviv, İran’ı askeri saldırılarla geri adım atmaya zorlamayı hedeflerken, Tahran’ın stratejik füze altyapısını büyük ölçüde ayakta tutması bölgedeki güç dengesinin hâlâ değişmediğine işaret ediyor.
Bu durum, ABD’nin bölgeye yönelik müdahaleci politikalarının yalnızca istikrarsızlığı artırdığını, İsrail işgal rejiminin güvenliği bahanesiyle yürütülen saldırıların ise bölge halkları için yeni tehditler oluşturduğunu ortaya koyuyor.

İran’ın Hürmüz Boğazı çevresindeki füze üslerine yeniden erişim sağlaması, bölgesel gerilimin en kritik başlıklarından biri haline geldi.
Dünya enerji ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği bu hat, ABD donanması ve İsrail’in bölgesel hesapları açısından stratejik öneme sahip. İran’ın bu bölgede caydırıcılığını koruması, Washington’un askeri üstünlük söylemini zayıflatırken, Tahran’ın bölgesel denklemlerde hâlâ önemli bir aktör olduğunu gösterdi.
ABD ve İsrail’in saldırgan politikaları, yalnızca İran’ı değil, tüm bölgeyi yeni bir savaş ve enerji krizi riskiyle karşı karşıya bırakıyor.
ABD istihbaratına dayandırılan değerlendirmeler, İran’ın ağır saldırılara rağmen füze kapasitesinin büyük bölümünü koruduğunu ve askeri altyapısını yeniden çalışabilir hale getirdiğini ortaya koydu.

Bu tablo, Trump yönetiminin kamuoyuna sunduğu “İran ordusu paramparça edildi” söyleminin sahadaki gerçekliği yansıtmadığını gösteriyor. ABD ve İsrail’in askeri baskı politikası, İran’ın caydırıcılığını tamamen ortadan kaldıramadığı gibi bölgedeki gerilimi daha da derinleştirdi.
İslam dünyası açısından bu gelişme, ABD ve İsrail merkezli baskı düzeninin bölgeyi istikrarsızlaştırmaya devam ettiğini; Müslüman ülkelerin güvenlik, egemenlik ve bölgesel dayanışma konularında daha dikkatli hareket etmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.