Bosna-Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi’nin Sırp üyesi Željka Cvijanović, Kudüs’te Soykırımcı Netanyahu ile bir araya geldi. Görüşmede Bosna-Hersek bayrağına yer verilmemesi, yalnızca işgal rejimi İsrail ve Republika Srpska bayraklarının kullanılması, Bosna-Hersek’in egemenliğini hedef alan yeni bir siyasi mesaj olarak değerlendirildi.
Eklenme: 24.06.2026 16:47Bosna-Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi’nin Sırp üyesi Željka Cvijanović’in Kudüs’te Soykırımcı Netanyahu ile yaptığı görüşme, Balkanlar’da yeni bir egemenlik tartışmasını gündeme taşıdı.
Görüşmede Bosna-Hersek devlet bayrağı yerine işgal rejimi İsrail ve Bosna-Hersek içindeki Sırp entitesi bayraklarının kullanılması dikkat çekti. Bu görüntü, Sırpların kendisini Bosna-Hersek’ten ayrı ve bağımsız bir aktör gibi gösterme çabasının parçası olarak yorumlandı.
Ziyaret, işgal rejimi İsrail’in Balkanlar’da ayrılıkçı Sırp siyasetini meşrulaştırdığı ve Bosna-Hersek’in devlet bütünlüğünü yok saydığı yönündeki tepkileri artırdı.
Željka Cvijanović, Kudüs’te Soykırımcı Netanyahu ile bir araya geldi.
Görüşmenin kamuoyuna yansıyan görüntülerinde yalnızca işgal rejimi İsrail ve Sırp entitesi bayrakları yer aldı. Bosna-Hersek devlet bayrağının salonda bulunmaması, ziyaretin en dikkat çeken siyasi mesajı oldu.
Cvijanović, görüşmeyi “başarılı bir ziyaretin tacı” olarak nitelendirdi. Ancak Bosna-Hersek kamuoyunda bu görüntüler, devletin dış politika yetkisinin ve egemenlik sembollerinin bilinçli şekilde yok sayılması olarak değerlendirildi.
Görüşmede kullanılan semboller, Sırp entitesinin son dönemde izlediği ayrılıkçı diplomasinin yeni bir örneği olarak görüldü.
Sırp entitesi yönetimi, Bosna-Hersek’in bir entitesi olmasına rağmen uluslararası ilişkilerde kendisini ayrı bir devlet gibi sunmaya çalışıyor.
Bosna-Hersek Dışişleri Bakanlığı ise daha önce benzer durumlarda yabancı ülkelere diplomatik notalar göndererek, uluslararası anlaşma yapma ve bağlayıcı dış politika yürütme yetkisinin yalnızca Bosna-Hersek devletine ait olduğunu hatırlatmıştı.

Cvijanović’in işgal rejimi İsrail’e yakın çizgisi yeni değil.
7 Ekim sonrası süreçte işgalci İsrail’e güçlü destek veren Cvijanović, Soykırımcı Netanyahu hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından çıkarılan yakalama kararına da karşı çıkmıştı.
Cvijanović, söz konusu kararı uluslararası hukukun siyasi amaçlarla kötüye kullanılması olarak nitelendirmişti.
Bu tavır, Gazze’de soykırımını sürdüren işgal rejimi İsrail ile Sırp entitesindeki ayrılıkçı Sırp siyaseti arasındaki yakınlaşmanın açık bir göstergesi olarak yorumlandı.
Görüşmede işgal rejimi İsrail ile Sırp entitesi arasındaki siyasi, kurumsal ve ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesi konularının ele alındığı belirtildi.
Cvijanović ayrıca işgal rejimi İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar ile de görüştü.
Sa’ar, görüşmede Bosna-Hersek’teki Hristiyan toplulukların durumunun da ele alındığını söyledi. Bu açıklama, işgal rejimi İsrail’in Bosna-Hersek içindeki etnik ve dini dengeleri kendi bölgesel çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalıştığı yorumlarına neden oldu.
Cvijanović’in İran konusundaki tutumu da Bosna-Hersek’in ortak dış politika mekanizmasından ayrı bir çizgide ilerliyor.
Bosna-Hersek’in dış politikası, üç üyeli Devlet Başkanlığı Konseyi’nde uzlaşı temelinde belirlenmek zorunda. Ancak Sırp entitesi çizgisi, İran meselesinde işgal rejimi İsrail’e yakın tavır alarak Sarajevo’nun dış politikada ortak tutum geliştirmesini zorlaştırıyor.
Bu durum, Bosna-Hersek’te sık sık yaşanan diplomatik tıkanıklığın yeni bir örneği olarak öne çıktı.
Kudüs ziyareti, Sırp entitesi’nın uzun süredir yürüttüğü ayrılıkçı stratejiden bağımsız görülmüyor.
Nisan 2026’da Sırp entitesi yönetimi, kendi uluslararası ilişkilerini yürütmek için “Uluslararası İş Birliği Ofisi” kurduğunu duyurmuştu.
Bu adım, Dayton Barış Anlaşması’na göre Bosna-Hersek devletine ait olan dış politika yetkisine doğrudan meydan okuma olarak değerlendirildi.

Görevden uzaklaştırılan ancak Sırp entitesi siyasetinde etkisini sürdüren Milorad Dodik’in ayrılıkçı söylemleri de bu sürecin arka planında yer alıyor.
Dodik, daha önce 15 ülkenin bağımsızlık ilan etmesi halinde Sırp entitesi’yı tanımaya hazır olduğunu öne sürmüştü.
ABD’nin Dodik ve bazı yakın çevresine yönelik yaptırımları kaldırması, Banja Luka’daki ayrılıkçı çevreler tarafından memnuniyetle karşılanmıştı. Bu gelişme, Sırp entitesi’nın dış ilişkilerde daha cesur adımlar atmasına zemin hazırladığı yorumlarına neden oldu.
Bosna-Hersek’te 1995 Dayton Barış Anlaşması ile kurulan hassas siyasi denge, son yıllarda Sırp entitesi’nın ayrılıkçı hamleleriyle daha fazla baskı altına giriyor.
Sırp entitesinin dış ilişkilerde kendi başına hareket etmesi, devlet kurumlarını devre dışı bırakması ve uluslararası aktörlerle ayrı bir siyasi hat kurması, Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğü açısından ciddi risk olarak görülüyor.
Kudüs’te Bosna-Hersek bayrağının yok sayılması da bu açıdan yalnızca sembolik bir tercih değil, doğrudan siyasi mesaj olarak değerlendirildi.
İşgalci İsrail, Gazze kentinin Remal Mahallesi’nde yoğun bir caddeyi hedef aldı.
İşgal rejimi İsrail’in Cvijanović’i Sırp entitesi sembolleriyle ağırlaması, Bosna-Hersek’in devlet bütünlüğüne karşı ayrılıkçı siyasete alan açtığı şeklinde yorumlandı.
Gazze’de soykırım politikalarını sürdüren işgal rejimi İsrail’in, Balkanlar’da da Müslüman Boşnakların siyasi varlığını zayıflatacak aktörlerle yakınlaşması dikkat çekiyor.
Bu yakınlaşma, Bosna-Hersek’teki Sırp ayrılıkçılığının uluslararası meşruiyet arayışına katkı sağlayabilecek tehlikeli bir hamle olarak görülüyor.
Sırp entitesi’da ekim ayında yapılması beklenen seçimler öncesinde dış politika hamlelerinin artması, Bosna-Hersek’teki siyasi gerilimi daha da yükseltiyor.
Cvijanović’in Soykırımcı Netanyahu ile yaptığı görüşme, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, Bosna-Hersek’in geleceği, Dayton düzeni ve bölgesel istikrar açısından da kritik bir gelişme olarak öne çıkıyor.
Bosna-Hersek kamuoyunda ise bu ziyaret, işgal rejimi İsrail’in Sırp ayrılıkçı siyasetini meşrulaştırdığı ve devletin egemenliğini yok saydığı yeni bir provokasyon olarak görülüyor.