İran dini lideri Mücteba Hamaney, ABD ile imzalanan mutabakat zaptına şartlı onay verdiğini açıkladı. Hamaney, anlaşmaya ilişkin “farklı bir görüşe” sahip olduğunu ancak Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın İran milletinin haklarını ve direniş cephesini koruma taahhüdü nedeniyle sürece izin verdiğini belirtti.
Eklenme: 19.06.2026 11:11İran ile ABD arasında imzalanan mutabakat zaptının ardından Tahran’dan kritik bir açıklama geldi.
İran dini lideri Mücteba Hamaney, mutabakata ilişkin yazılı mesaj yayımlayarak sürece esasen farklı baktığını ancak Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın İran milletinin haklarını ve direniş cephesini koruma sorumluluğunu üstlenmesi üzerine anlaşmaya izin verdiğini duyurdu.
Hamaney, ABD’nin müzakere sürecinde baskı araçlarına başvurduğunu belirtirken, Washington’un aşırı taleplerde bulunması halinde hiçbir anlaşmanın kabul edilmeyeceğini vurguladı. İran dini lideri ayrıca gelecekte yapılabilecek yüz yüze görüşmelerin “düşmanın görüşlerinin kabulü” anlamına gelmeyeceğini ifade etti.
İran dini lideri Mücteba Hamaney, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında imzalanan mutabakat zaptına ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Hamaney, İran ve ABD başkanları arasında bir mutabakat imzalandığını belirterek, sürece ulaşılırken İranlı yetkililerin iyi niyet ve sorumluluk bilinciyle çaba gösterdiğini ifade etti.
Buna rağmen Hamaney, sürece ilişkin kendi yaklaşımının farklı olduğunu vurgulayarak anlaşmaya ancak belirli güvenceler sonrası izin verdiğini açıkladı.
Hamaney açıklamasında, mutabakat sürecine ilişkin farklı bir görüşe sahip olduğunu açıkça belirtti.
İran dini lideri, “Esasen farklı bir görüşe sahiptim ancak, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı sıfatıyla cumhurbaşkanının, kendi adına ve diğer üyeler adına İran milletinin haklarını ve direniş cephesini koruma taahhüdünde bulunması ve sorumluluğu üstlendiğini açıkça belirtmesi nedeniyle bu sürece izin verdim” ifadelerini kullandı.
Bu sözler, Tahran’da mutabakata ilişkin tam bir güven havası bulunmadığını, sürecin İran’ın temel hakları ve direniş cephesinin korunması şartına bağlandığını gösterdi.

Hamaney’in açıklamasına göre Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı sıfatıyla anlaşmanın sorumluluğunu üstlendi.
Pezeşkiyan’ın yalnızca kendi adına değil, konsey üyeleri adına da İran milletinin haklarını koruma taahhüdünde bulunduğu belirtildi.
Bu taahhüt, Hamaney’in sürece izin vermesinde belirleyici oldu. İran liderliği, mutabakatı Washington’a verilen bir taviz olarak değil, İran’ın haklarını koruma şartıyla yürütülecek kontrollü bir diplomasi süreci olarak sunuyor.
Hamaney, açıklamasında ABD Başkanı Donald Trump’ın anlaşma sürecinde çaresizlik içinde farklı baskı araçlarına başvurduğunu söyledi.
Bu ifade, İran’ın mutabakata Washington’un dayatmalarıyla değil, sahadaki direnci ve siyasi iradesiyle ulaştığı mesajını taşıyor.
Tahran yönetimi, ABD’nin askeri tehdit, yaptırım, deniz ablukası ve diplomatik baskı araçlarını kullandığını ancak bu baskıların İran’ın temel çizgilerini değiştirmediğini vurguluyor.
Hamaney, ABD tarafının müzakerelerde talepkar davranması halinde herhangi bir anlaşmanın kabul edilmeyeceğini belirtti.
İran dini lideri, “Bu andan belirtilen şartların yerine getirilmesini bekleyeceğiz” açıklamasıyla mutabakatın uygulanmasını yakından takip edeceklerini duyurdu.
Bu açıklama, 60 günlük nihai anlaşma sürecinde Tahran’ın Washington’a karşı temkinli ve şartlı bir tutum izleyeceğini gösteriyor.
Hamaney, gelecekte ABD ile yapılabilecek muhtemel yüz yüze görüşmelere ilişkin de dikkat çeken bir mesaj verdi.
İran dini lideri, “Gelecekteki muhtemel bir yüz yüze görüşmenin, düşmanın görüşlerinin kabulü anlamına gelmeyeceği açıktır” ifadelerini kullandı.
Bu sözler, İran’ın doğrudan diplomasi kapısını tamamen kapatmadığını ancak görüşmelerin Washington’un çizgisini kabul etmek anlamına gelmeyeceğini vurguluyor.
Hamaney’in açıklaması, İran’ın ABD ile yürütülen diplomatik süreci teslimiyet değil, şartlı ve kontrollü bir müzakere zemini olarak gördüğünü ortaya koydu.
Tahran, mutabakatı İran’ın haklarından vazgeçmesi değil, savaşın durdurulması, Hürmüz Boğazı’ndaki baskının kaldırılması, yaptırımların ele alınması ve nükleer dosyanın müzakere edilmesi için geçici bir çerçeve olarak değerlendiriyor.
İran tarafı, anlaşmanın uygulanmasında esas ölçünün ülkenin egemenliği, bağımsızlığı ve direniş cephesinin korunması olduğunu vurguluyor.
ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptı, nihai anlaşmaya varılması için 60 günlük müzakere süreci başlattı.
Mutabakat kapsamında tarafların tüm cephelerde askeri operasyonları durdurması, ABD’nin İran’a yönelik deniz ablukasını kaldırması, Hürmüz Boğazı’nda ticari geçişlerin yeniden başlaması ve nükleer program ile yaptırımların nihai anlaşma görüşmelerinde ele alınması öngörülüyor.
Bu süreç, Orta Doğu’daki savaş geriliminin azaltılması açısından kritik görülüyor.
Mutabakatın en önemli başlıkları arasında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin İran’a uyguladığı deniz ablukasını kaldırması yer alıyor.
Ayrıca İran petrolüne yönelik yaptırım muafiyetleri, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması ve İran ekonomisine ilişkin düzenlemeler de nihai anlaşma sürecinde ele alınacak.
Hamaney’in şartlı onay mesajı, Tahran’ın bu başlıklarda somut uygulama beklediğini gösteriyor.

Mutabakat kapsamında İran, nükleer silah üretmeyeceğini yeniden teyit ederken, nükleer programın mevcut durumunun nihai anlaşmaya kadar korunması öngörülüyor.
Tahran, barışçıl nükleer program üzerindeki haklarından vazgeçmeyeceğini uzun süredir vurguluyor.
Hamaney’in “İran milletinin hakları” ifadesi, bu çerçevede nükleer haklar, yaptırımların kaldırılması ve ekonomik bağımsızlık başlıklarını da kapsayan geniş bir mesaj olarak değerlendiriliyor.
Hamaney’in açıklamasında öne çıkan en dikkat çekici unsurlardan biri de “direniş cephesini koruma” vurgusu oldu.
İran dini lideri, Pezeşkiyan’ın yalnızca İran milletinin haklarını değil, direniş cephesini de koruma taahhüdü verdiğini belirtti.
Bu ifade, Tahran’ın Filistin, Lübnan, Yemen ve bölgedeki direniş ekseniyle ilgili politikalarından geri adım atmayacağı mesajı olarak yorumlandı.
Hamaney’in açıklaması, İran’ın ABD’ye ve işgal rejimi İsrail’in bölgesel planlarına karşı derin güvensizliğini de yansıtıyor.
Washington’un geçmişte anlaşmalardan tek taraflı çekilmesi, yaptırımları yeniden devreye sokması ve Siyonist rejime koşulsuz destek vermesi, Tahran’ın bu süreçte temkinli hareket etmesine neden oluyor.
İşgal rejimi İsrail ise ABD-İran mutabakatını bölgesel planları açısından tehdit olarak görüyor ve süreci sabote edebilecek en önemli aktörlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Mutabakat imzalanmasına rağmen ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik tehdit dili devam ediyor.
Trump, 60 gün içinde sonuç alınmaması halinde yeniden askeri saldırı seçeneğine dönebileceklerini söylemişti. Bu açıklama, Washington’un diplomasi masasını hâlâ baskı ve tehdit mekanizmasıyla birlikte yürüttüğünü gösterdi.
Hamaney’in açıklamasındaki temkinli ton da bu nedenle dikkat çekti.
İran tarafı, anlaşmaya tamamen açık çek vermek yerine kontrollü bir diplomasi süreci yürütmeye hazırlanıyor.
Hamaney’in açıklaması, müzakerelerin İran’ın temel ilkelerinden taviz verilmeden sürdürüleceğini, ABD’nin aşırı taleplerinin reddedileceğini ve her adımın şartlara bağlı ilerleyeceğini ortaya koydu.
Bu tutum, Tahran’ın hem savaş gerilimini düşürmek hem de Washington’un dayatmalarına karşı siyasi dengeyi korumak istediğini gösteriyor.
Hamaney’in açıklaması, yalnızca İran iç siyasetine değil, tüm bölgeye verilmiş bir mesaj niteliği taşıyor.
Mutabakatın Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın durdurulmasını öngörmesi, Gazze’de soykırımı sürdüren işgal rejimi İsrail’in saldırganlığı ve ABD’nin bölgedeki askeri varlığı nedeniyle daha da kritik hale geliyor.
İran, bu süreçte direniş cephesini pazarlık konusu yapmayacağını vurgulayarak Washington ve Siyonist rejime karşı kırmızı çizgilerini yeniden ilan etmiş oldu.
Mücteba Hamaney’in açıklaması, ABD-İran mutabakatının Tahran açısından kayıtsız şartsız bir onay olmadığını ortaya koydu.
İran dini lideri, sürece farklı baktığını ancak Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın İran halkının haklarını ve direniş cephesini koruma taahhüdü nedeniyle izin verdiğini belirtti.
Bu nedenle önümüzdeki 60 gün, mutabakatın gerçek bir diplomatik kazanıma mı dönüşeceğini yoksa ABD’nin yeni baskı girişimleriyle yeniden kriz başlığına mı evrileceğini gösterecek.